Şantaj suçu, uygulamada çoğunlukla kişinin özel yaşamına ilişkin görüntü, ses veya yazışmaların yayılacağı tehdidiyle para ya da başka bir çıkar talep edilmesi biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda sona ermiş bir ilişkinin ardından görüntülerin paylaşılacağının söylenmesi, ele geçirilen sosyal medya hesabı üzerinden ödeme istenmesi ya da iş yerinde öğrenilen bir bilginin yöneticiye aktarılacağından bahisle menfaat sağlanması sıkça rastlanan örneklerdir. Uygulamada mağdurlar, olayın duyulmasından çekindikleri için başvuruyu geciktirmekte ve bu süre içinde talepler artabilmektedir. Ancak sürecin uzaması, şantaj suçu bakımından hem delillerin kaybolması hem de zararın büyümesi sonucunu doğurmaktadır.

Konunun cezai boyutu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.107’de düzenlenmiştir. Ancak süreç yalnızca bu hükümle sınırlı kalmamakta; tehdit m.106’da, yağma m.148 ve m.149’da, dolandırıcılık m.157’de, özel hayatın gizliliğini ihlal m.134’te, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme m.136’da ve bilişim sistemine girme m.243’te ayrıca düzenlenmiş bulunmaktadır. Zira aynı olay, failin amacına ve tehdidin içeriğine göre farklı suç tiplerini gündeme getirebilmektedir. Böylelikle şantaj suçu bakımından nitelendirme, yalnızca sözlerin lafzına değil failin izlediği amaca göre yapılmaktadır.
Yazımızın devamında şantaj suçunun kanuni tanımını ve cezasını, maddede yer alan iki ayrı görünümü, tehdit ve yağma suçlarından farkını, konudan doğabilecek diğer suç ve sonuçları, delillerin toplanması ile içeriğin kaldırılması usulünü, kast ve haksız çıkar unsuru ile zamanaşımına ilişkin koruyucu ilkeleri inceleyeceğiz.
Şantaj Suçu Nedir, Cezası Ne Kadardır?
Şantaj suçu, Türk Ceza Kanunu m.107’de bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu doğrultuda anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Nitekim korunan hukuki değer, kişinin karar verme ve hareket etme özgürlüğüdür.
Suçun takibi bakımından ise önemli bir ayrıntı bulunmaktadır. Zira şantaj suçu şikâyete bağlı suçlardan olmayıp, öğrenilmesi hâlinde resen soruşturulmaktadır. Bunun yanında 5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca yargılama asliye ceza mahkemesinde yapılmakta; suç ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu m.253’te sayılan uzlaştırma kapsamına girmemektedir. Böylelikle mağdurun şikâyetten vazgeçmesi, kural olarak soruşturmayı sona erdirmemektedir.
Şantaj Suçunun İki Görünümü Nelerdir?
Kanun koyucu, şantaj suçunu tek bir kalıpla sınırlamamış ve maddede iki ayrı görünüme yer vermiştir. Bunlardan ilki m.107/1’de düzenlenmiş olup, failin hukuken sahip olduğu bir hakkı veya yükümlülüğünü baskı aracı hâline getirmesini ifade etmektedir. Bu doğrultuda şikâyet hakkını kullanacağından bahisle borçlusundan fazla ödeme isteyen kişi, hakkı olan bir davranışı hukuka aykırı bir sonuç elde etmek için araç olarak kullanmaktadır.
İkinci görünüm ise m.107/2’de yer almaktadır. Nitekim anılan fıkra uyarınca, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması hâlinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunmaktadır. Şayet açıklanacağı söylenen husus zaten herkesçe bilinen bir olaysa, tehdidin baskı oluşturma niteliği tartışmalı hâle gelmektedir. Böylelikle her iki fıkrada da belirleyici olan, failin yarar sağlama amacıdır.
Şantaj Suçu ile Tehdit ve Yağma Arasındaki Fark Nedir?
Uygulamada en sık karşılaşılan nitelendirme sorunu, aynı olayın tehdit, yağma veya şantaj suçu olarak değerlendirilmesidir. Bu doğrultuda tehditte failin amacı yalnızca korkutmak iken, şantajda tehdit bir araç olup amaç çıkar sağlamaktır. Yağmada ise tehdit, malın derhal ve zorla alınmasına yönelmekte; mağdurun direnci o an kırılmaktadır. Zira Türk Ceza Kanunu m.148 uyarınca yağma suçunda altı yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olması da, fiilin ağırlığındaki bu farkı göstermektedir.
Bu ayrımı somutlaştırmak için günlük hayattan bir benzetme yapılabilir: bir kişinin sokakta bıçak göstererek cüzdanı o anda alması yağma iken; “bu görüntüleri yarın paylaşırım” diyerek ertesi gün para istemesi şantaj suçu kapsamındadır. Nitekim ilk hâlde mağdurun teslim iradesi anında ve fiziksel baskıyla ortadan kaldırılmakta, ikinci hâlde ise mağdura düşünme ve karar verme aralığı bırakılmaktadır. Böylelikle tehdidin zamansal yakınlığı ile failin amacı, nitelendirmenin iki temel ölçütü olarak öne çıkmaktadır.
Şantaj Suçundan Doğabilecek Diğer Suç ve Sonuçlar
Şantaj suçu iddiaları, uygulamada tek bir hükümle sınırlı kalmamaktadır. Zira tehdidin içeriği ve elde edilen materyalin niteliği, ayrı suçların da gündeme gelmesine yol açabilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki başlıklar sıklıkla birlikte değerlendirilmektedir.
–Tehdit Suçu: Yarar sağlama amacı ortaya konulamadığında fiil tehdit olarak nitelendirilmekte ve Türk Ceza Kanunu m.106/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.
–Yağma Suçu: Tehdidin derhal icra edilerek malın zorla alınması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.148/1 uyarınca altı yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
–Nitelikli Yağma Suçu: Fiilin silahla, birden fazla kişiyle veya gece vakti işlenmesi gibi hâllerde Türk Ceza Kanunu m.149 uyarınca on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilmektedir.
–Dolandırıcılık Suçu: Menfaatin tehditle değil hileli davranışlarla sağlanması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.157 uyarınca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası söz konusu olmaktadır.
–Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu: Tehdide konu görüntü veya seslerin paylaşılması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.134/2 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.
–Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme: Kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesi veya yayılması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.136/1 uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
–Bilişim Sistemine Girme Suçu: Materyalin hesap ya da cihazlara hukuka aykırı erişimle elde edilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.243/1 uyarınca bir yıla kadar hapis veya adli para cezası gündeme gelmektedir.
–Israrlı Takip Suçu: Tehdidin süreklilik kazanarak kişinin fiziken veya iletişim araçlarıyla takip edilmesine dönüşmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.123/A uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası söz konusu olmakta; konu ısrarlı takip başlığı altında ayrıca incelenmektedir.
–Hakaret Suçu: İsnadın aynı zamanda onur, şeref ve saygınlığa saldırı niteliği taşıması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.125/1 uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası uygulanmaktadır.
Bunlara ek olarak, ceza sorumluluğundan bağımsız biçimde kişilik hakkına dayalı talepler de ileri sürülebilmektedir. Nitekim Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 ile Türk Borçlar Kanunu m.58 uyarınca saldırının tespiti, önlenmesi ve manevi tazminat talep edilmesi mümkündür. Ancak ceza yargılaması ile hukuk davası ayrı ayrı yürütülmekte olup, biri diğerinin sonucunu kendiliğinden belirlememektedir.
Deliller Nasıl Toplanır ve İçerik Nasıl Kaldırılır?
Şantaj suçu dosyalarında delil, çoğunlukla dijital ortamda bulunmaktadır. Bu doğrultuda mesajlaşma kayıtları, çağrı ve ödeme hareketleri, hesap açılış bilgileri ile cihaz incelemeleri birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim soruşturma aşamasında bilgisayar, telefon ve harici bellekler üzerinde Ceza Muhakemesi Kanunu m.134 uyarınca hâkim kararıyla arama, kopyalama ve el koyma işlemi yapılabilmektedir. Ancak delilin hukuka uygun elde edilmesi zorunlu olup, aynı Kanun m.217/2 uyarınca yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilmektedir.
Materyalin yayımlanmış olması hâlinde ise ayrı bir yol öngörülmüştür. Zira 5651 sayılı Kanun m.9/A uyarınca internet ortamındaki yayın nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna doğrudan başvurarak erişimin engellenmesini isteyebilmekte; bu talep üzerine tedbir uygulanmakta ve ilgilinin yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimliğine başvurması gerekmektedir. Şayet bu başvuru yapılmazsa tedbir kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.
Nitelendirme bakımından ise yargı kararları belirleyici ölçütler ortaya koymuştur. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2019/5989 E., 2021/28441 K. sayılı kararında, failin baskı aracı yaptığı davranışın “yapmaya hakkı olduğu bir eylem niteliğinde olmadığından” m.107/1 kapsamındaki şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir. Böylelikle failin, tehdide konu ettiği davranış üzerinde gerçekten bir hakkı veya yükümlülüğü bulunup bulunmadığının somut olayda ayrıca araştırılması gerekmektedir.
Kast, Haksız Çıkar Unsuru ve Zamanaşımı
Şüpheli konumundaki kişi bakımından üç temel güvence bulunmaktadır. Bunlardan ilki kast unsurudur; zira Türk Ceza Kanunu m.21 uyarınca suçun oluşması failin bilerek ve isteyerek hareket etmesine bağlıdır. İkincisi, failin elde etmek istediği çıkarın haksız olması gereğidir. Üçüncüsü ise zamanaşımıdır; nitekim m.66/1-e uyarınca şantaj suçu bakımından dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olup, bu sürenin dolmasıyla kamu davası düşmektedir.
Kanaatimizce bu alanda en çok tartışma doğuran nokta, meşru hak arama ile şantaj suçu arasındaki sınırın yeterince incelenmeden belirlenmesidir. Zira alacağını tahsil etmek isteyen kişinin şikâyet hakkını hatırlatması ile aynı kişinin borç miktarını aşan bir ödeme talep etmesi, aynı ağırlıkta değildir. Bizce doğru yaklaşım; talebin hukuken korunan bir alacağa dayanıp dayanmadığının, istenen miktarın hakkın kapsamını aşıp aşmadığının ve tarafların önceki yazışmalarının her olayda birlikte değerlendirilmesidir. Böylelikle hem hak arama özgürlüğü hem de karar verme özgürlüğü korunmuş olmaktadır.
Şantaj Suçu ile İlgili Soruşturmalarda Avukatın Önemi
Şantaj suçu soruşturmaları, dijital delillerin niteliği ve nitelendirmedeki ince ayrımlar nedeniyle teknik bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu doğrultuda tehdide konu materyalin nasıl elde edildiğinin belirlenmesi, yazışmaların bütünlüğü içinde okunması ve delil tespiti taleplerinin gecikmeksizin yapılması önem taşımaktadır. Zira ilk ifade aşamasında verilen beyanlar, dosyanın sonraki aşamalarında da esas alınmaktadır.
Bunun yanında fiilin tehdit, yağma veya şantaj suçu olarak nitelendirilmesi, öngörülen ceza aralığını doğrudan değiştirmektedir. Böylelikle hem şikâyetçi hem de şüpheli konumundaki kişiler bakımından, sürecin daha başlangıç aşamasında hukuki değerlendirmeye tabi tutulması genel olarak yerinde görülmektedir. Nitekim dijital içeriklerin zaman içinde erişilemez hâle gelebilmesi, delillerin bir an önce kayıt altına alınmasını gerekli kılmaktadır.
Sonuç
Şantaj suçu, Türk Ceza Kanunu m.107’de düzenlenmiş olup kişinin karar verme özgürlüğünü koruyan bir hükümdür. Bu doğrultuda temel hâlde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörülmekte; suç şikâyete bağlı olmayıp resen soruşturulmaktadır. Ancak fiilin tehdit ya da yağma olarak nitelendirilmesi hâlinde uygulanacak ceza aralığı önemli ölçüde değişmektedir.
Böylelikle sonucu belirleyen unsurlar; failin yarar sağlama amacı, tehdidin içeriği ile zamansal yakınlığı ve elde edilen materyalin hukuka uygun biçimde değerlendirilip değerlendirilmediğidir. Ancak kast unsuru, çıkarın haksızlığı şartı ve sekiz yıllık zamanaşımı süresi, taraflar yönünden önemli güvenceler oluşturmaktadır. Bu nedenle şantaj suçu sürecinin, hem nitelendirme hem de dijital delil düzeni yönünden dikkatle takip edilmesi önem taşımaktadır.
Av. Mücahit Kaynarca