İçeriğe geç

Araç Değer Kaybı

Trafik yoğunluğunun arttığı yerleşim yerlerinde maddi hasarlı çift taraflı kazalar, gündelik hayatın olağan risklerinden biri hâline gelmiştir. Böyle bir olayın ardından araç maliki bakımından ilk akla gelen kalem çoğunlukla onarım bedeli olmakla birlikte, araç değer kaybı adı verilen ikinci bir zarar kalemi de ortaya çıkmaktadır. Zira en ileri tekniklerle onarılmış bir araç dahi, hasar kaydının sigorta ve tescil kayıtlarına işlenmesi nedeniyle ikinci el piyasasında kaza öncesindeki bedeliyle alıcı bulamamaktadır. Bu durum uygulamada, aracını satmak isteyen malikin, alıcının hasar sorgusundan sonra beklediğinin altında bir fiyat teklifiyle karşılaşması biçiminde somutlaşmaktadır.

araç değer kaybı

 

Hukuki açıdan değer kaybı, haksız fiil sorumluluğunun kapsamında yer alan gerçek bir malvarlığı eksilmesidir. Bu doğrultuda talep, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesindeki haksız fiil sorumluluğuna ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesindeki işletenin sorumluluğuna dayanmakta; zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu bakımından ise aynı Kanun’un 90 ve 91. maddeleri gündeme gelmektedir. Ancak tek bir trafik kazası, çoğu zaman yalnızca özel hukuk ilişkisi olarak kalmaz; olayın niteliğine göre taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma gibi suç tipleri, sigortacının rücu hakkı ve çeşitli idari yaptırımlar da aynı fiilden doğabilir. Böylelikle konu, sorumluluk hukuku, sigorta hukuku ve ceza hukukunun kesiştiği bir alan hâline gelmektedir.

 

Yazımızın devamında araç değer kaybı talebinin hukuki dayanağını, talebin kabulü için aranan koşulları, aynı olaydan doğabilecek diğer talep ve sorumlulukları, zararın hesaplanma yöntemini, delillerin toplanması ile başvuru sürecini, zamanaşımı ve kusura ilişkin koruyucu ilkeleri ve nihayet süreçte hukuki temsilin işlevini inceleyeceğiz.

 

Her Trafik Kazasında Araç Değer Kaybı Talep Etmek Hukuka Uygun Mudur?

Araç değer kaybı, bağımsız bir dava türü olmayıp haksız fiilden doğan tazminat talebinin bir kalemidir ve talep edilmesi hukuken açıkça mümkündür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun’un 50. maddesi zararın ve kusurun ispatını zarar görene yüklerken, 51. maddesi hâkime tazminatın kapsamını hâl ve şartlara göre belirleme yetkisi tanımaktadır. Zira onarımdan sonra dahi giderilemeyen piyasa değeri düşüşü, farazi değil, ölçülebilir ve gerçek bir zarardır.

 

Sorumluluğun kaynağı bakımından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi ayrıca önem taşır; anılan hüküm, aracın işletilmesinden doğan maddi zararlardan işleteni kusur şartına bağlı olmaksızın sorumlu tutmaktadır. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ise Kanun’un 91. maddesi uyarınca poliçe limitleri dâhilinde bu zarardan doğrudan sorumludur. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 17.7.2020 tarihli, E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararıyla, Kanun’un 90. maddesinde yer alan ve sigorta genel şartlarına atıf yapan ibareler iptal edilmiş; böylelikle tazminatın kapsamının kanun hükümleri ve haksız fiil esasları çerçevesinde belirlenmesi gerektiği açıklığa kavuşmuştur. Bu doğrultuda, sigorta şirketinin genel şartlara dayanarak talebi tümüyle reddetmesi tek başına belirleyici sayılmamaktadır.

 

Değer Kaybı Talebinde Hangi Koşullar Aranır?

Uygulamada talebin kabulü, birtakım maddi koşulların birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Öncelikle zararın, en az iki aracın karıştığı ve karşı tarafın kusurunun bulunduğu bir olaydan doğması aranır; tek taraflı kazalarda ya da talep sahibinin tam kusurlu olduğu hâllerde tazminat gündeme gelmez. Şayet taraflar arasında kusur paylaşımı söz konusu ise tazminata, karşı tarafın kusuru oranında hükmedilir. Bu doğrultuda kusur oranının doğru tespiti, talebin miktarını doğrudan belirleyen unsurdur.

 

Aracın onarılabilir durumda olması da ayrı bir koşuldur. Zira aracın ekonomik açıdan onarılamaz sayıldığı, yani pert olarak nitelendirildiği hâllerde zarar, kaza öncesi rayiç değer ile sovtaj bedeli arasındaki fark üzerinden hesaplanır ve ayrıca değer kaybı istenemez. Bunun yanında hasar gören parçanın daha önceki bir kazada zarar görmemiş olması aranmakta; cam, far, lastik veya yalnızca boya gibi münferit ve sarf niteliğindeki hasarların kural olarak piyasa değerinde bir düşüş doğurmadığı kabul edilmektedir. Nitekim aynı parçanın tekrar hasarlanması hâlinde, değer düşüşünün önceki kazadan mı yoksa sonraki kazadan mı kaynaklandığı ayrıca tartışma konusu olmaktadır.

 

Trafik Kazasından Doğabilecek Diğer Talep ve Sorumluluklar Nelerdir?

Aynı kaza, değer kaybının yanında farklı hukuki ve cezai sonuçlar da doğurabilir. Bu sonuçlar, olayın sonucuna, sürücünün durumuna ve aracın kullanım amacına göre değişmektedir.

–İkame Araç ve Kullanım Yoksunluğu: Aracın onarımda kaldığı makul süre boyunca ulaşım ihtiyacının karşılanması için katlanılan giderler, Türk Borçlar Kanunu m. 49 kapsamında zarar kalemi olarak istenebilir.

–Kazanç Kaybı: Ticari taksi, minibüs veya yük taşıma aracı gibi gelir getiren araçlarda, onarım süresince elde edilemeyen kazanç ayrı bir tazminat kalemidir; miktar, işletme kayıtları ve emsal gelir üzerinden belirlenir.

–Taksirle Yaralama Suçu: Kazada bir kişinin bedensel zarara uğraması hâlinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 89/1 uyarınca fail hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur; neticenin ağırlaşması ve bilinçli taksir hâllerinde ceza artırılır.

–Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu: Aracı kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak şekilde sevk ve idare eden ya da alkolün etkisiyle emniyetli biçimde araç kullanamayacak hâlde olan sürücü için Türk Ceza Kanunu m. 179/2-3 uyarınca 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

–Sigortacının Rücu Hakkı: Karayolları Trafik Kanunu m. 95 çerçevesinde, alkollü veya sürücü belgesiz araç kullanma gibi hâllerde sigortacı, zarar görene ödediği tazminatı sigortalıya rücu edebilir; bu, kusurlu sürücü yönünden ödemenin nihai olarak kendi malvarlığına yansıması sonucunu doğurur.

–İdari Yaptırımlar: Kaza yerini terk etme, kural ihlali ve benzeri fiiller bakımından Karayolları Trafik Kanunu m. 81 ve devamı hükümleri uyarınca idari para cezası ile sürücü belgesinin geri alınması gibi yaptırımlar uygulanabilir.

 

Araç Değer Kaybı Nasıl Hesaplanır?

Değer kaybı, özü itibarıyla iki bedel arasındaki farktır: aracın kaza öncesindeki hasarsız ikinci el rayiç değeri ile onarımı tamamlandıktan sonraki piyasa değeri. Hesaplamada aracın marka ve modeli, yaşı, kilometresi, hasarın niteliği ve konumu ile önceki hasar kayıtları birlikte değerlendirilir. Nitekim şasi, direk veya taşıyıcı gövde gibi yapısal bölümlerdeki onarım, tampon veya çamurluk onarımına kıyasla piyasa değerinde çok daha belirgin bir düşüşe yol açmaktadır.

 

Bu soyut ölçüt, gündelik hayattan bir benzetmeyle daha anlaşılır hâle gelmektedir. Kırılan ve usta bir elden geçerek yeniden birleştirilen porselen bir vazo, görünüm itibarıyla eski hâline kavuşmuş sayılsa dahi, koleksiyon piyasasında hiç kırılmamış bir emsaliyle aynı bedele alıcı bulmaz; aradaki fark, onarımın kalitesinden değil, kırılmış olması olgusunun kayıt altına alınmasından kaynaklanır. Aynı mantık, hasar kaydı sicile işlenen araçlar bakımından da geçerlidir. Bu doğrultuda değer kaybı, aracın fiziki durumunun değil, piyasadaki güven algısının parasal karşılığıdır.

 

Uygulamada bir dönem, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının ekinde yer alan sabit katsayılara dayalı formül esas alınmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan iptal kararının ardından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.3.2022 tarihli, E.2021/21252, K.2022/5913 sayılı kararında da benimsendiği üzere, zararın kapsamının Karayolları Trafik Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri çerçevesinde, somut gerçek zarara göre belirlenmesi gerekmektedir.

 

Zarar Nasıl Tespit Edilir ve Başvuru Süreci Nasıl İşler?

Zararın tespiti, büyük ölçüde olay anında ve hemen sonrasında toplanan belgelere dayanır. Kaza tespit tutanağı veya taraflarca düzenlenen maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, olay yeri ve hasar fotoğrafları, servis onarım faturaları ile parça değişim kayıtları temel delilleri oluşturur. Bunlara ek olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde tutulan hasar kayıtları, aracın geçmişteki hasar durumunun ortaya konulması bakımından belirleyicidir. Şayet aracın onarım öncesi durumunun kaybolma tehlikesi varsa, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400. maddesi uyarınca delil tespiti yoluna başvurulabilir.

 

Sigorta şirketine karşı ileri sürülecek talepler bakımından Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi özel bir usul öngörmektedir. Anılan hüküm gereği, dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuruda bulunulması dava şartıdır; sigortacının on beş gün içinde yazılı cevap vermemesi hâlinde dava veya tahkim yolu açılır. Bu doğrultuda uyuşmazlık, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonu’na taşınabileceği gibi, sigorta şirketine karşı asliye ticaret mahkemesinde, kusurlu sürücü ve işletene karşı ise asliye hukuk mahkemesinde dava açılması da mümkündür.

 

Yargı kararlarında değer kaybının tanımı istikrarlı biçimde ortaya konulmuştur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E.2016/966 sayılı dosyada verdiği kararda belirtildiği üzere, “değer kaybı, aracın trafik kazası sonrası onarılmış hâlindeki değeri ile hiç hasarlanmamış hâldeki değeri arasındaki farktır”. Nitekim mahkemelerce bu farkın belirlenmesi, kural olarak makine mühendisi bilirkişi marifetiyle ve aracın kaza tarihindeki durumu esas alınarak yapılmaktadır.

 

Zamanaşımı ve Kusur Bakımından Hangi İlkeler Koruma Sağlar?

Talep hakkının zamanla sınırlı olması, hem zarar görenin hem de sorumlu tutulanın durumunu etkileyen temel güvencelerden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca motorlu araç kazalarından doğan tazminat talepleri, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza gününden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şayet fiil aynı zamanda bir suç oluşturuyor ve ceza kanununda daha uzun bir zamanaşımı öngörülüyorsa, bu süre tazminat talebi bakımından da uygulanır. Bu doğrultuda, kaza sırasında yaralanma meydana gelen olaylarda talep süresi fiilen uzayabilmektedir.

 

Kusura ilişkin ilkeler de aynı ölçüde koruyucudur. Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi, zarar görenin kendi kusuruyla zararın doğmasına veya artmasına yol açması hâlinde tazminattan indirim yapılmasını öngörmekte; böylelikle sorumluluk, kişinin kendi katkısının ötesine taşınmamaktadır. Kanaatimizce bu noktada asıl tartışmalı husus, uygulamada hâlen zaman zaman esas alınan sabit katsayılı hesaplama yöntemidir. Bizce, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra, önceden belirlenmiş katsayılara dayanan ve aracın somut durumunu göz ardı eden bir yöntemin sonuca esas alınması, zararın tamamının giderilmesi ilkesiyle bağdaşmamakta; her dosyada aracın kendi özellikleri üzerinden gerçek zarar hesabı yapılması gerekmektedir.

 

Araç Değer Kaybı Uyuşmazlıklarında Avukatın Önemi

Araç değer kaybı uyuşmazlıkları, ilk bakışta teknik bir bedel hesabından ibaret görünse de, birden fazla usul kuralının birlikte işlediği bir süreçtir. Sigortacıya başvuru şartının yerine getirilmemesi, zamanaşımı süresinin kaçırılması, görevli merciin yanlış belirlenmesi veya delillerin onarım öncesinde toplanmaması gibi eksiklikler, esasa ilişkin haklı bir talebin dahi sonuçsuz kalmasına yol açabilmektedir. Bu doğrultuda, sürecin başında hukuki bilgi edinilmesi, hak kaybı riskini azaltan genel bir tedbir niteliğindedir.

 

Bunun yanında kusur oranının belirlenmesi, bilirkişi raporlarına karşı itirazların hukuki çerçevede ileri sürülmesi ve talebin kapsamının doğru biçimde şekillendirilmesi, teknik değerlendirme ile hukuki değerlendirmenin birlikte yürütülmesini gerektirir. Zira dosyaya sunulan raporun hangi ölçütlere dayandığı ve bu ölçütlerin mevzuata uygunluğu, sonucu doğrudan etkileyen bir husustur. Şayet uyuşmazlık yargıya intikal etmişse, sürecin usul kurallarına uygun biçimde yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır.

 

Sonuç

Araç değer kaybı, onarımla giderilemeyen ve hasar kaydından kaynaklanan gerçek bir malvarlığı azalmasıdır. Talep, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri ile Karayolları Trafik Kanunu’nun işletenin ve sigortacının sorumluluğunu düzenleyen maddelerine dayanmakta; kabulü ise kusur durumu, aracın onarılabilirliği ve hasarın niteliği gibi koşulların birlikte gerçekleşmesine bağlı bulunmaktadır.

 

Aynı kazadan doğabilecek ikame araç, kazanç kaybı, rücu ve cezai sorumluluk gibi sonuçlar dikkate alındığında, konunun tek bir tazminat kaleminden ibaret olmadığı görülmektedir. Bu doğrultuda, zamanaşımı sürelerinin ve sigortacıya başvuru şartının gözetilmesi, delillerin onarımdan önce eksiksiz biçimde toplanması ve zararın somut gerçek değer üzerinden hesaplanması, sürecin sağlıklı yürütülmesi bakımından belirleyici öneme sahiptir.

 

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir