İçeriğe geç

İkinci El Ayıplı Araç Satışında Satıcının Sorumluluğu

İkinci el araç alım satımı, günümüzde gerek galeriler gerek şahıslar arasında yoğun biçimde gerçekleştirilen bir ticari faaliyettir. Ancak uygulamada, teslim edilen aracın kilometresinin tahrif edildiği, kaza kayıtlı olduğu hâlde bu durumun gizlendiği, boyalı veya değişen bir parçanın “orijinal” olarak sunulduğu ya da aracın gizli bir mekanik arızayla teslim edildiği sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Özellikle ilan siteleri ve sosyal medya üzerinden şahıslar arasında yapılan satışlarda, alıcının satış öncesinde aracı bağımsız bir ekspertize götürme imkânı bulamaması bu tür eksikliklerin önceden fark edilmesini daha da güçleştirmektedir. Alıcı, çoğu zaman bu eksiklikleri ancak teslimden bir süre sonra, aracı kullanmaya başladığında ya da bir ekspertiz incelemesi sırasında fark edebilmektedir.

 

Böyle bir durumda hukuk düzeni alıcıyı korumasız bırakmamakta; satıcının ayıba karşı tekeffül borcu adı verilen bir sorumluluk rejimi devreye girmektedir. Satıcının bu sorumluluğu, satılanın niteliğine ve tarafların sıfatına göre Türk Borçlar Kanunu ya da Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmekte; alıcıya sözleşmeden dönme, bedel indirimi, onarım ya da değişim talep etme gibi çeşitli seçimlik haklar tanınmaktadır. Üstelik bu sorumluluk, uygulamada sıklıkla tartışıldığı üzere, satıcının ayıbı bilip bilmediğinden bağımsız olarak da doğabilmektedir.

Yazımızın devamında ikinci el ayıplı araç satışlarında ayıp kavramını, satıcının sorumluluğunun kapsamını, alıcının sahip olduğu seçimlik hakları, bu haklara ilişkin ihbar ve zamanaşımı sürelerini ve uyuşmazlık hâlinde izlenebilecek süreci inceleyeceğiz.

 

İkinci El Araç Satışında Ayıplı Mal Ne Demektir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 219. maddesi uyarınca satıcı, satılanı sözleşmede öngörülen niteliklere uygun ve maddi, hukuki veya ekonomik bakımdan değerini ya da sözleşme uyarınca beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan ayıplardan arî olarak alıcıya teslim etmekle yükümlüdür. İkinci el araç satışlarında bu kapsamda en sık karşılaşılan ayıp türleri; kilometre hilesi, kaza/hasar kaydının gizlenmesi, boyalı veya değişen parçanın orijinal olarak sunulması ve teslim anında var olan gizli mekanik arızalardır.

Satıcı taraf bir galeri, yani tacir sıfatını taşıyorsa ve alıcı da aracı ticari amaç dışında satın alan bir tüketici ise ilişkiye 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ayıplı mala ilişkin 8 ila 11. maddeleri uygulanır; satış iki şahıs arasında gerçekleşmişse Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri esas alınır. Bu ayrım, alıcının başvurabileceği yargı merci ve sürelerin hesabı bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır.

 

 

Ayıplı Araç Satışında Alıcının Sahip Olduğu Seçimlik Haklar Nelerdir?

Gerek Türk Borçlar Kanunu’nun 227. maddesi gerekse Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 11. maddesi, ikinci el ayıplı araç satın alan alıcıya birden fazla seçimlik hak tanımaktadır. Alıcı bu haklardan yalnızca birini tercih edebilir ve tercihini kullandıktan sonra kural olarak bundan dönemez.

–Sözleşmeden Dönme: Alıcı, aracı satıcıya iade ederek ödediği bedelin tamamının kendisine geri verilmesini isteyebilir.

–Bedel İndirimi: Alıcı, aracı elinde tutmaya devam edip ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını talep edebilir.

–Ücretsiz Onarım: Onarım satıcı için aşırı bir külfet doğurmuyorsa, alıcı ayıbın giderilmesini isteyebilir.

–Ayıpsız Misliyle Değiştirme: Şayet mümkünse alıcı, aracın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep edebilir.

–Tazminat Talebi: Alıcı, seçimlik haklara ek olarak Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uyarınca uğradığı zararın tazminini de isteyebilir.

 

Tüketici işlemlerinde satıcı, üretici ve ithalatçı bu taleplerden müteselsilen sorumlu tutulmakta ve talebin makul bir süre, uygulamada azami otuz iş günü içinde yerine getirilmesi gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki sözleşmeden dönme hakkının kullanılabilmesi için ayıbın aracın kullanım amacını önemli ölçüde etkilemesi aranmakta; ayıp hafif nitelikteyse alıcının doğrudan dönme yerine bedel indirimi gibi daha ölçülü bir hakka yönlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

 

 

 

Satıcının Ayıbı Bilmemesi Sorumluluğu Ortadan Kaldırır Mı?

Uygulamada satıcılar çoğunlukla, aracı kendilerinin de bir önceki sahibinden iyi niyetle devraldıklarını ve kilometre hilesi ya da gizli hasardan haberdar olmadıklarını ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır. Ne var ki Türk Borçlar Kanunu’nun 219. maddesi açıkça, satıcının bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması hâlinde bu ayıpların varlığını bilmese dahi sorumlu olacağını hükme bağlamıştır. Dolayısıyla iyi niyet iddiası, tek başına satıcıyı sorumluluktan kurtarmamaktadır.

 

Kanaatimizce bu düzenleme, aracı inceleme imkânına alıcıya kıyasla daha kolay sahip olan satıcı ile karşısındaki alıcı arasında adil bir risk dağılımı kurmakta; ancak bu durum satıcının hiçbir savunma imkânı bulunmadığı anlamına da gelmemelidir.

Alıcının satış sırasında ayıbı açıkça bildiği veya gerekli özeni gösterseydi kolaylıkla fark edebileceği hâllerde, yahut alıcının kanunda öngörülen gözden geçirme ve ihbar külfetini yerine getirmediği durumlarda, satıcının sorumluluğunun sınırlandırılması hakkaniyete daha uygun olacaktır. Ayrıca satıcının tacir sıfatını taşıması hâlinde, Türk Ticaret Kanunu’nun basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü gereğince aracı satışa sunmadan önce gerekli teknik kontrolleri yapmış olması beklenir; bu beklentinin karşılanmamış olması, tacir sıfatıyla hareket eden galericilerin sorumluluğunun şahıs satıcılara kıyasla daha geniş yorumlanmasına yol açabilmektedir.

 

 

Açık Ayıp – Gizli Ayıp Ayrımı Neden Önemlidir?

Alıcının haklarını kullanabilmesi, ayıbı satıcıya usulüne uygun biçimde ve süresinde bildirmesine bağlıdır. Bu noktada açık ayıp ile gizli ayıp arasındaki ayrım belirleyici bir rol oynamaktadır. Örneğin aracın kaporta üzerindeki bir çizik ya da koltuk döşemesindeki bir yırtık, teslim anında yapılacak sıradan bir incelemeyle kolaylıkla görülebileceğinden açık ayıp sayılır ve alıcının bunu gecikmeksizin bildirmesi gerekir.

Buna karşılık kilometre hilesi ya da motor bloğundaki gizli bir çatlak, ancak bir ekspertiz veya bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkabileceğinden gizli ayıp niteliğindedir ve alıcı bu tür bir ayıbı öğrendiği andan itibaren makul bir süre içinde satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Bu ayrımın doğru yapılmaması, alıcının haklı bir talebinin dahi süre aşımı nedeniyle reddedilmesine yol açabilmektedir.

 

 

 

 

Ayıplı Araç Satışında Kilometre Hilesi ve Satıcının Kusursuz Sorumluluğu

Kilometre hilesi, ikinci el araç piyasasında en sık rastlanan ve tespiti teknik uzmanlık gerektiren ayıp türlerinden biridir. Aracın periyodik bakım kayıtları, sigorta ve muayene istasyonu kayıtları ile ekspertiz raporları karşılaştırılarak, gösterge üzerindeki kilometrenin gerçek kilometreyle uyumlu olup olmadığı tespit edilebilmektedir.

 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kilometresi düşürülerek satılan bir araca ilişkin bir uyuşmazlıkta, “satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi … bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” değerlendirmesinde bulunarak, satıcının kilometre hilesinden bizzat haberdar olmasa dahi sorumluluğunun devam ettiğine hükmetmiştir.

Bu içtihat, ikinci el araç satıcılarının aracı devraldıkları hâliyle satmalarının tek başına bir savunma oluşturmadığını ortaya koyması bakımından önemlidir. (3. HD; Esas: 2022/6482, Karar: 2022/8092, T. 24.10.2022)

 

 

 

İkinci El Ayıplı Araç Satışlarında İhbar ve Zamanaşımı Süreleri

Alıcının seçimlik haklarını kullanabilmesi belirli sürelere tâbidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca alıcının ayıba dayalı hakları, satılanın kendisine tesliminden başlayarak iki yıllık zamanaşımına tâbidir; satıcı ayıbı ağır kusuruyla bilmiyorsa dahi bu süreden yararlanamaz.

Tüketici işlemlerinde de benzer bir ihbar ve başvuru süresi öngörülmekte, buna ek olarak seçilen hakkın satıcı tarafından yerine getirilmesi için azami otuz iş günlük bir süre tanınmaktadır.

 

Bu süreler, alıcının ayıbı öğrenir öğrenmez harekete geçmesini ve hak kaybına uğramamak için gerekli hukuki başvuruları vakit kaybetmeden yapmasını gerektirmektedir.

 

Tüketici işlemi niteliğindeki uyuşmazlıklarda ayrıca, Ticaret Bakanlığınca her yıl belirlenen parasal sınırın altında kalan talepler için tüketici hakem heyetine başvuru zorunlu tutulmakta, bu sınırı aşan talepler ise doğrudan tüketici mahkemesinde dava konusu edilebilmektedir; başvuru yolunun hatalı seçilmesi de tek başına usuli bir hak kaybına yol açabilmektedir.

 

 

 

İkinci El Ayıplı Araç Uyuşmazlıklarında Avukatın Önemi

İkinci el ayıplı araç satışından doğan ayıp uyuşmazlıkları, hem teknik bir inceleme (ekspertiz, bilirkişi raporu) hem de doğru hukuki dayanağın (Türk Borçlar Kanunu ya da Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun) tespitini gerektiren karma nitelikli uyuşmazlıklardır. Başvurulacak merciin belirlenmesinden delillerin zamanında toplanmasına, ihbar ve zamanaşımı sürelerine uyulmasına kadar pek çok aşamada yapılacak bir hata, haklı bir talebin dahi reddiyle sonuçlanabilmektedir.

 

Bu nedenle, gerek alıcı gerek satıcı sıfatıyla böyle bir uyuşmazlıkla karşılaşan kişilerin, süreç başlamadan önce alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alması, olası hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından önem taşımaktadır. Öte yandan delillerin toplanabilmesi bakımından, satışın gerçekleştiği tarihten itibaren en kısa süre içerisinde hukuki yollara başvurmak olası hak kayıplarının önüne geçer.

 

 

Sonuç

İkinci el ayıplı araç satışlarında satıcı, satılanı sözleşmede belirtilen niteliklere uygun ve ayıplardan arî olarak teslim etmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğe aykırılık hâlinde alıcıya sözleşmeden dönme, bedel indirimi, onarım veya değişim talep etme gibi çeşitli seçimlik haklar doğar.

Satıcının bu sorumluluğu, kilometre hilesinde olduğu gibi pek çok hâlde ayıbı bilip bilmediğinden bağımsız olarak devam etmekte; buna karşılık alıcının da haklarını süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürmesi beklenmektedir. Bu dengeyi doğru kurabilmek somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gereken teknik ve hukuki bir mesele olup, tarafların bu süreçte hukuki destek almaları önerilmektedir.

Av. Mücahit Kaynarca