İçeriğe geç

Tehdit Suçu ve Cezası

Tehdit suçu, uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri olmakla birlikte, çoğu zaman planlanmış bir eylemin değil, gerilimin yükseldiği kısa bir anın ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Komşuluk ilişkilerinde yaşanan bir gürültü tartışması, trafikte sürdürülen kısa süreli bir atışma, ticari bir alacağın tahsili sırasında sarf edilen sert ifadeler ya da boşanma sürecindeki eşler arasında gönderilen mesajlar, kişilerin kendilerini bir ceza soruşturmasının tarafı olarak bulmalarına yol açabilmektedir. Zira hukuk düzeni, sözün öfke anında söylenip söylenmediğinden ziyade, o sözün muhatabı üzerinde yaratmaya elverişli olduğu etkiyi esas almaktadır.

tehdit suçu

Türk hukukunda tehdit suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 106. maddesinde hürriyete karşı suçlar arasında düzenlenmiş olup, korunan hukuki değer kişinin karar verme ve hareket etme özgürlüğü ile iç huzurudur. Tehdit suçu oluşturan fiil, somut olayın özelliklerine göre yalnızca anılan madde kapsamında kalabileceği gibi; şantaj, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, hakaret veya mala zarar verme gibi başka suçların unsurunu ya da bunlarla birlikte işlenen bağımsız bir suçu da oluşturabilmektedir. Ancak her sert söz tehdit suçu değildir; kanunun aradığı unsurların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Bu doğrultuda tehdit suçu iddiaları, hem mağdur hem de şüpheli bakımından titiz bir hukuki incelemeyi gerektirmektedir.

Yazımızın devamında tehdit suçunun yasal dayanağını ve öngörülen yaptırımları, nitelikli hâllerini, hangi ifadelerin tehdit sayılabileceğini, bu fiilden doğabilecek diğer suçları, soruşturma aşamasında delillerin ne şekilde toplandığını, şüpheli ve sanık lehine işleyen ceza hukuku ilkelerini ve şikâyet süresi ile uzlaştırma gibi usule ilişkin meseleleri inceleyeceğiz.

Tehdit Suçu Nedir? Yasal Dayanağı ve Cezası

Tehdit, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde açık biçimde suç olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi uyarınca, bir başkasını kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.

Buna karşılık, malvarlığı bakımından büyük zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte, mağdurun şikâyeti üzerine iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Böylelikle kanun koyucu, tehdidin yöneldiği hukuki değere göre ikili bir ayrım yapmış; ilk gruptaki fiilleri şikâyete bağlı olmaksızın re’sen soruşturulan suçlar arasında saymıştır. Suçun tamamlanması için tehdidin muhatabına ulaşması yeterli olup, tehdit edilen kötülüğün ayrıca gerçekleştirilmesi aranmaz.

Tehdit Suçunun Nitelikli Hâlleri Nelerdir?

Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin ikinci fıkrası, fiilin işleniş biçimine göre cezanın önemli ölçüde ağırlaştığı hâlleri düzenlemektedir. Buna göre tehdidin silahla, kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, birden fazla kişi tarafından birlikte ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, faile iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir. Bu hâllerde suç, şikâyete bağlı olmaksızın re’sen soruşturulur.

Nitekim silah kavramı, Kanun’un 6. maddesindeki tanım gereği yalnızca ateşli silahları değil, saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli her türlü aleti kapsamakta; uygulamada bıçak, sopa ve benzeri nesneler de bu kapsamda değerlendirilebilmektedir. Bu doğrultuda Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2020/25432 E. sayılı dosyasında, saldırgan bir köpeği göstererek muhatabına yönelttiği sözler nedeniyle failin eylemi, basit tehdit değil silahla tehdit kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya mala zarar verme suçlarının işlenmesi hâlinde bu suçlardan dolayı ayrıca ceza verilir.

Hangi Sözler Tehdit Suçu Sayılır?

Tehdidin varlığı, sözün sözlük anlamıyla değil, söylendiği bağlam içinde yapılan bir değerlendirmeyle belirlenir. Aranan ölçüt, sarf edilen ifadenin mağdurun iç huzurunu bozmaya ve onda korku ile endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olmasıdır. Bu ölçütü somutlaştırmak için şöyle bir benzetme yapılabilir: hukuk, terazinin bir kefesine mağdurun öznel duygusunu değil, aynı koşullardaki makul bir kişinin o sözden ne anlayacağını koymaktadır. Bu nedenle gerçekleşmesi fiilen mümkün olmayan, doğaüstü nitelikteki soyut beddualar ya da mizah bağlamında söylendiği açık olan ifadeler kural olarak tehdit suçu sayılmazken, gelecekte bir saldırı gerçekleştirileceği izlenimi veren üstü kapalı sözler tehdit suçu oluşturabilmektedir.

Şayet somut olayda öfke veya karşılıklı tartışma bulunuyorsa, bu durum tek başına suç kastını ortadan kaldırmamakta, yalnızca haksız tahrik hükümleri bakımından değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2020/25200 E., 2022/22158 K. sayılı kararında, “‘Ben seni bir elime geçirirsem sana yapacağımı biliyorum’ şeklindeki sözün objektif olarak korkutucu nitelikte bulunması nedeniyle suçun oluşacağı gözetilmeden beraat kararı verilmesi” bozma nedeni sayılmıştır.

Tehdit Suçundan Doğabilecek Diğer Suçlar

Tehdit, çoğu zaman tek başına kalmayan ve başka fiillerle birlikte gündeme gelen bir davranıştır. Bu doğrultuda aynı olay örgüsü içinde farklı suç tiplerinin de oluşması mümkündür:

–Şantaj Suçu: Bir kimsenin hukuka aykırı bir davranışta bulunmaya zorlanması amacıyla, şeref veya saygınlığa zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağından bahisle tehdit edilmesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adlî para cezası öngörülmektedir.

–Yağma Suçu: Tehdidin, malın teslimini veya alınmasına karşı konulmamasını sağlamak amacıyla kullanılması hâlinde fiil, Kanun’un 148. maddesindeki yağma suçunu oluşturur ve altı yıldan on yıla kadar hapis cezası gündeme gelir.

–Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu: Tehdit kullanılarak bir kimsenin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması hâlinde, Kanun’un 109. maddesi uyarınca bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

–Hakaret Suçu: Tehdit içeren ifadelerin yanında onur, şeref ve saygınlığı rencide edici sözlerin de sarf edilmesi hâlinde, Kanun’un 125. maddesi kapsamında üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası söz konusu olabilir.

–Mala Zarar Verme Suçu: Tehdidin, başkasının taşınır veya taşınmaz malının tahrip edilmesi eylemiyle birlikte gerçekleşmesi hâlinde, Kanun’un 151. maddesi uyarınca dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası uygulanır.

–Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçu: Israrlı telefon çağrıları, mesajlar veya gürültü yoluyla huzurun bozulması hâlinde, Kanun’un 123. maddesi kapsamında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Bunun yanında tehdit suçu iddiasının aile içi ilişkilerden kaynaklanması hâlinde, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca koruyucu ve önleyici tedbir kararları da verilebilmektedir. Şu hâlde tehdit suçu iddiası, tek bir ceza normuyla sınırlı olmayan çok katmanlı bir hukuki süreci beraberinde getirebilmektedir.

Tehdit Suçu İddialarında Deliller Nasıl Toplanır?

Tehdit suçuna ilişkin soruşturma, mağdurun kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına yaptığı ihbar ya da şikâyet üzerine başlar. Soruşturma aşamasında öncelikle mağdur ve tanık beyanları alınır; olayın yaşandığı yere ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri temin edilir. Şayet tehdit telefon, kısa mesaj veya anlık mesajlaşma uygulamaları yoluyla gerçekleşmişse, Cumhuriyet savcılığınca ilgili operatörlerden ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan iletişimin tespiti niteliğinde olmayan arama kayıtları istenebilmekte; cihazlar üzerinde ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesi çerçevesinde hâkim kararına dayalı olarak dijital materyal incelemesi yapılabilmektedir.

Nitekim mağdurun kişisel olarak korkup korkmadığının ayrıca araştırılması gerekmediği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/581 E., 2018/525 K. sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır: “Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur.” Bu doğrultuda ispat faaliyeti, mağdurun duygu durumundan çok, sözün içeriğine ve söylenme koşullarına odaklanmaktadır.

Tehdit Suçunda Kast Unsuru ve Masumiyet Karinesi

Tehdit suçu ancak kasten işlenebilen bir suçtur; Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca failin, tehdit oluşturan fiili bilerek ve isteyerek, muhatabını korkutmak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Bunun yanında Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi uyarınca, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz; aynı maddede yer alan cezaların şahsiliği ilkesi gereğince de kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Kanaatimizce bu ilkeler, tehdit suçu dosyalarında özel bir önem taşımaktadır.

Zira bu suç tipi, çoğunlukla üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda ve karşılıklı husumetin yoğun olduğu ilişkilerde gündeme geldiğinden, dosyaların önemli bir bölümü tek taraflı beyandan ibaret kalmaktadır. Şayet beyanı destekleyen herhangi bir maddi delil bulunmuyor ve taraflar arasında önceye dayalı bir uyuşmazlık mevcutsa, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin titizlikle uygulanması; buna karşılık gerçek bir tehdit altında bulunan mağdurun da beyanının peşinen değersiz sayılmaması gerekir. Bizce bu dengenin kurulmasını sağlayan yegâne yol, iletişim kayıtları ve tanık anlatımları gibi objektif delillerin soruşturmanın ilk aşamasında eksiksiz biçimde toplanmasıdır.

Tehdit Suçunda Şikâyet Süresi, Uzlaştırma ve Zamanaşımı

Tehdit suçunun malvarlığına veya sair kötülüğe yönelik şekli şikâyete bağlı olduğundan, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinde öngörülen altı aylık süre içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir; bu süre geçirildiğinde soruşturma yapılamaz. Buna karşılık hayata, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehdit ile maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli hâller re’sen soruşturulur ve şikâyetten vazgeçme tek başına düşme sonucu doğurmaz. Suçun dava zamanaşımı süresi, Kanun’un 66. maddesi uyarınca kural olarak sekiz yıldır.

Ayrıca 106. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki tehdit fiilleri, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi gereğince uzlaştırma kapsamında bulunmakta olup, uzlaşmanın sağlanması hâlinde kamu davası açılmamakta veya açılmış dava düşmektedir; nitelikli tehdit ise uzlaştırma kapsamı dışındadır. Yargılamayı yapmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemesi olup, koşulların bulunması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile hapis cezasının ertelenmesi kurumları da gündeme gelebilmektedir.

Soruşturma ve Kovuşturma Sürecinde İzlenecek Adımlar

Uygulamada süreç, çoğunlukla mağdurun kolluğa ya da Cumhuriyet başsavcılığına başvurmasıyla başlar. Bu aşamada dilekçede olayın tarihi, yeri ve tanıkları ile varsa dijital kayıtların nerede bulunduğu açıkça belirtilmelidir. Delillerin zaman içinde kaybolma ihtimali bulunduğundan; ekran görüntüsü, ses kaydı ya da mesaj dökümü gibi materyallerin özgün hâlleriyle muhafaza edilmesi önem taşır. Kolluk ifadesi sırasında müdafi yardımından yararlanma hakkı, Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca soruşturmanın her aşamasında kullanılabilir.

Kovuşturma aşamasında ise iddianamenin kabulüyle birlikte dosya duruşma hazırlığına geçer; taraflar delil listelerini sunar, tanıkların dinlenmesini ve gerektiğinde bilirkişi incelemesini talep edebilir. Yargılamanın sonunda hükmedilen yaptırım, kanuni şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ertelemeye veya seçenek yaptırımlara çevrilmeye konu olabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı; failin sabıka durumu, zararın giderilip giderilmediği ve mahkemenin kanaati birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Ayrıca dosyaya sunulan belgelerin okunabilir ve tarih bilgisi içerir biçimde düzenlenmesi, iddiaların hangi delile dayandığının duruşma tutanağına geçirilmesi ve süreli işlemlerin takvime bağlanması, sonradan telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi bakımından yararlıdır.

Tehdit Suçu ile İlgili Soruşturma ve Davalarda Avukatın Önemi

Tehdit suçu iddiasına dayanan süreçlerde, dosyanın seyrini belirleyen aşama çoğu zaman ilk ifadenin alındığı andır. Zira bu aşamada verilen beyanlar, sonraki savunmaların değerlendirilmesinde ölçüt olarak kullanılmakta; iletişim kayıtları ve kamera görüntüleri gibi delillerin süresi içinde talep edilmemesi hâlinde ise bu deliller teknik saklama süreleri nedeniyle sonradan temin edilememektedir. Bu doğrultuda gerek şikâyette bulunan gerek hakkında soruşturma yürütülen kişiler bakımından, sürecin başından itibaren hukuki destek alınması, usule ilişkin hakların bilinmesi ve delillerin zamanında ileri sürülmesi açısından önem taşımaktadır. Şayet uzlaştırma, hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme gibi kurumların uygulanması söz konusu olacaksa, bu kurumların hukuki sonuçlarının önceden değerlendirilmesi de gerekmektedir. Böylelikle taraflar, yalnızca sonuç aşamasında değil, sürecin tamamında hukuki güvence altında hareket edebilmektedir.

Sonuç

Tehdit suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde hürriyete karşı suçlar arasında düzenlenmiş; tehdidin yöneldiği hukuki değere ve işleniş biçimine göre iki aydan yedi yıla kadar değişen yaptırımlara bağlanmıştır. Suçun oluşması için tehdit edilen kötülüğün gerçekleştirilmesi aranmamakta, sözün mağdurda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli görülmektedir. Bununla birlikte her sert ifade tehdit suçu niteliği taşımadığından, somut olayın bağlamı, tarafların ilişkisi ve failin kastı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Zira bu suç tipinde dosyaların önemli bir bölümü beyan delillerine dayanmakta; masumiyet karinesi ve cezaların şahsiliği ilkeleri bu noktada belirleyici hâle gelmektedir. Böylelikle hem mağdur hem de şüpheli bakımından, sürecin usulüne uygun biçimde ve delillerin eksiksiz toplanması suretiyle yürütülmesi, adil bir sonuca ulaşılmasının temel koşulu olmaktadır.

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir