İçeriğe geç

Boşanma Davası Nasıl Açılır

Boşanma davası nasıl açılır sorusu, evlilik birliğini sürdürmek istemeyen kişilerin uygulamada ilk olarak yöneldiği konu başlığıdır. Zira karar verilmiş olsa dahi hangi mahkemeye başvurulacağı, dilekçede nelerin yer alması gerektiği ve sürecin ne kadar süreceği çoğu zaman belirsiz kalmaktadır. Uygulamada taraflar, anlaşmalı ve çekişmeli boşanma ayrımını, nafaka ile velayet taleplerinin aynı dava içinde ileri sürülüp sürülemeyeceğini ve dava süresince alınabilecek geçici tedbirleri bilmeden süreci başlatmaktadır. Bu belirsizlik ise kimi zaman hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Boşanma davası nasıl açılır
Boşanma davası, aile mahkemesine sunulan bir dava dilekçesiyle açılmaktadır.

Konunun hukuki boyutu tek bir hükümle sınırlı değildir. Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu m.161 ile m.166 arasında düzenlenmiş; görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 ile belirlenmiş; yargılama usulü ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine bırakılmıştır. Ancak süreç yalnızca aile hukukunu ilgilendirmemekte; şiddet veya tehdit iddialarının bulunduğu hâllerde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile Türk Ceza Kanunu hükümleri de gündeme gelebilmektedir. Böylelikle boşanma davası, aile hukuku, usul hukuku ve kimi hâllerde ceza hukukunun kesiştiği bir alanda yürütülmektedir.

Yazımızın devamında boşanma davasının hangi sebeplere dayandırılabileceğini, görevli ve yetkili mahkemenin nasıl belirlendiğini, anlaşmalı ve çekişmeli boşanma arasındaki farkı, süreçte gündeme gelebilecek suç ve yaptırımları, geçici tedbirleri, delillerin toplanma yöntemlerini ve kusur ile hak düşürücü sürelere ilişkin ilkeleri inceleyeceğiz.

Boşanma Davası Hangi Sebeplere Dayanarak Açılır?

Türk hukukunda boşanma, ancak kanunda sayılan sebeplere dayanılarak istenebilmektedir. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.161 zinayı, m.162 hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışı, m.163 küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmeyi, m.164 ise terki özel boşanma sebepleri olarak düzenlemiştir. Terk sebebine dayanılabilmesi için ayrılığın en az altı ay sürmüş olması, bu durumun devam etmesi ve hâkim ya da noter aracılığıyla yapılan ihtarın sonuçsuz kalması aranmaktadır. Ayrıca m.165 uyarınca akıl hastalığı, ancak hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespiti hâlinde boşanma sebebi sayılmaktadır.

Uygulamada açılan boşanma davası dosyalarının büyük çoğunluğu ise genel boşanma sebebine dayanmaktadır. Türk Medeni Kanunu m.166/1 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilmektedir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca davacının kusuru daha ağırsa, davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Nitekim m.166/4 uyarınca, önceki bir boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılmaktadır.

Boşanma Davası Hangi Mahkemede ve Nasıl Açılır?

Boşanma davasında görevli mahkeme, 4787 sayılı Kanun m.4 uyarınca aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi görev yapmaktadır. Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu m.168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Bu doğrultuda taraflar, iki farklı yer mahkemesi arasında seçim yapma imkânına sahiptir. Şayet yetkisiz bir mahkemede dava açılırsa, süresinde ileri sürülen yetki itirazı üzerine dosya yetkili mahkemeye gönderilmektedir.

Boşanma davası, aile mahkemesine hitaben yazılan bir dilekçenin adliyedeki tevzi bürosuna sunulmasıyla açılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.119 uyarınca dilekçede tarafların kimlik ve adres bilgileri, davanın konusu, dayanılan vakıalar, hukuki sebepler, deliller ve açık bir talep sonucu yer almalıdır. Bunun yanında m.120 uyarınca harç ve gider avansının yatırılması gerekmekte; ödeme gücü bulunmayanlar ise m.334 uyarınca adli yardım talebinde bulunabilmektedir. Dava dilekçesinin tebliğinden itibaren davalının cevap süresi ise m.127 uyarınca iki haftadır.

Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Arasındaki Fark Nedir?

Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu m.166/3’te düzenlenmiş olup evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasını, eşlerin birlikte başvurmasını veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesini gerektirmektedir. Ancak bu hâlde dahi hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Zira anlaşmalı boşanma protokolü, hâkimin denetimine tabi bir metindir ve gerekli görülmesi hâlinde değiştirilerek kabul edilebilmektedir.

Çekişmeli boşanma davası ise tarafların boşanma iradesinde veya sonuçlarında uzlaşamadığı hâllerde söz konusu olmakta ve kusur ile delil tartışmasını beraberinde getirmektedir. Bu ayrımı somutlaştırmak için günlük hayattan bir benzetme yapılabilir: anlaşmalı boşanma, tarafların şartlarını birlikte belirledikleri ve hâkimin yalnızca metni denetlediği bir sözleşmeye; çekişmeli boşanma ise her iddianın ayrı ayrı ispatlandığı bir uyuşmazlığa benzemektedir. Böylelikle ilk yolda süreç genellikle tek duruşmada sonuçlanabilirken, ikincisinde tanık dinlenmesi ve delil toplanması sebebiyle yargılama uzayabilmektedir.

Boşanma Sürecinde Gündeme Gelebilecek Suç ve Yaptırımlar

Boşanma davası süreçleri, uygulamada yalnızca aile mahkemesindeki dosyayla sınırlı kalmamaktadır. Zira ayrılık aşamasındaki gerginlik, kimi zaman bağımsız ceza soruşturmalarına konu olabilecek fiillere dönüşebilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki başlıklar sıklıkla birlikte değerlendirilmektedir.

–Kasten Yaralama Suçu: Eşe yönelen kasten yaralama fiili bakımından Türk Ceza Kanunu m.86/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmekte; fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde m.86/3-a uyarınca ceza yarı oranında artırılmaktadır.

–Tehdit Suçu: Ayrılık sürecinde sıkça karşılaşılan tehdit fiili bakımından Türk Ceza Kanunu m.106/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

–Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu: Eşin telefon mesajlarının veya elektronik yazışmalarının rızası dışında öğrenilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.132/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası söz konusu olmaktadır.

–Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu: Delil elde etmek amacıyla yapılan gizli kayıtlar bakımından Türk Ceza Kanunu m.134/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmekte; kayıtların ifşa edilmesi hâlinde m.134/2 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

–Tedbir Kararına Aykırılık: 6284 sayılı Kanun m.13 uyarınca koruyucu veya önleyici tedbir kararının gereklerine aykırı hareket eden kişi hakkında üç günden on güne kadar zorlama hapsine hükmedilmekte; aykırılığın tekrarı hâlinde bu süre on beş günden otuz güne kadar uygulanmaktadır.

Bunlara ek olarak, hükmedilen nafakanın ödenmemesi hâlinde İcra ve İflas Kanunu m.344 uyarınca üç aya kadar tazyik hapsi kararı verilebilmektedir. Ancak bu yaptırım cezai nitelikte olmayıp yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaya yöneliktir. Nitekim borcun ödenmesi hâlinde tazyik hapsi kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Dava Süresince Hangi Geçici Tedbirler Alınabilir?

Boşanma davası açıldığı anda, tarafların ve varsa çocukların durumu belirsiz hâle gelmektedir. Bu sebeple Türk Medeni Kanunu m.169 uyarınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan ve özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen almaktadır. Böylelikle tedbir nafakası, geçici velayet ve kişisel ilişki düzenlemeleri, taraflardan ayrıca talep gelmese dahi karara bağlanabilmektedir.

Bu kurumu somutlaştırmak için bir benzetme yapılabilir: geçici tedbirler, bir yapının onarımı sırasında kurulan iskeleye benzemektedir; kalıcı yapının yerini almaz, ancak inşaat sürerken güvenliği sağlar. Nitekim bu kararlar dava sonuçlanıncaya kadar geçerli olup nihai hükümle birlikte ortadan kalkmakta veya yerini kalıcı düzenlemeye bırakmaktadır. Şayet şiddet ya da şiddet tehlikesi söz konusuysa, 6284 sayılı Kanun kapsamında ayrıca uzaklaştırma kararı ve iletişim kurulmaması gibi koruyucu tedbirler istenebilmektedir.

Boşanma Davasında Deliller Nasıl Toplanır?

Boşanma davalarında ispat yükü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.190 uyarınca iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu doğrultuda mahkemeler; tanık beyanlarını, nüfus ve tapu kayıtlarını, banka hesap hareketlerini, sağlık kurumlarından temin edilen raporları, kolluk tutanaklarını ve varsa ceza soruşturması dosyalarını birlikte değerlendirmektedir. Ancak delil serbestisi sınırsız değildir; zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller, bir vakıanın ispatında dikkate alınamamaktadır. Bu nedenle eşin rızası dışında yapılan kayıtlar, hem ceza sorumluluğu doğurabilmekte hem de dosyada hükme esas alınamamaktadır.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2013/19577 E., 2014/1926 K. sayılı kararında elektronik verilerin ispat gücü değerlendirilmiş ve “Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde ‘delil’ olarak hükme esas alınabilir.” denilmiştir. Böylelikle sosyal medya çıktısı veya ekran görüntüsü gibi verilerin tek başına sonuç doğurmayacağı, ancak diğer delillerle birlikte değerlendirilebileceği ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda delil toplama sürecinin, hukuka uygun yöntemlerle ve dosyanın bütünü gözetilerek yürütülmesi gerekmektedir.

Kusur, Af ve Hak Düşürücü Süreler

Boşanma davasında kusur, yalnızca boşanma kararının verilip verilmeyeceğini değil; maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerinin akıbetini de belirlemektedir. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.161 ve m.162 uyarınca özel sebeplere dayalı dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde beş yıl geçmekle düşmektedir. Ayrıca her iki maddede de affeden tarafın dava hakkının bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Böylelikle kanun koyucu, geçmişte kalmış ve bağışlanmış fiillerin sınırsız biçimde ileri sürülmesini engellemiştir.

Kanaatimizce bu alanda en çok tartışma doğuran nokta, affın hangi davranışlardan çıkarılacağıdır. Zira uygulamada birlikte yaşamaya devam etmek ya da ortak bir tatile çıkmak, kimi zaman zımni af olarak değerlendirilebilmektedir. Bizce doğru yaklaşım; birlikteliğin sürdürülme sebebini, tarafların ekonomik ve sosyal koşullarını ve çocukların durumunu birlikte tartmaktır. Şayet bu değerlendirme yapılmaksızın salt fiilî birliktelikten af sonucu çıkarılırsa, kanunun tanıdığı dava hakkı fiilen kullanılamaz hâle gelme tehlikesiyle karşılaşacaktır.

Boşanma Davalarında Avukatın Önemi

Boşanma davaları, aile hukuku ile usul hukukunun birlikte uygulandığı ve çoğu zaman ceza boyutunun da eşlik ettiği dosyalardır. Bu nedenle boşanma davası sürecinin daha ilk aşamasında, dava dilekçesinin hazırlanması ve talep sonucunun belirlenmesi safhasında hukuki değerlendirme yapılması önem taşımaktadır. Zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.141 uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı, ön inceleme aşamasından sonra yeni vakıa ileri sürülmesini kural olarak engellemektedir.

Bunun yanında cevap dilekçesi için öngörülen iki haftalık süre ile kanun yollarına başvuru süreleri hak düşürücü niteliktedir. Şayet bu süreler kaçırılırsa, esasa ilişkin itirazların incelenmesi imkânı büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Böylelikle delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğinin ve taleplerin kanuni dayanağının teknik biçimde değerlendirilmesi, sürecin sağlıklı yürütülmesi bakımından genel olarak gerekli görülmektedir.

Sonuç

Boşanma davası, kanunda sayılan sebeplere dayanılarak aile mahkemesinde açılan ve usul kurallarına sıkı biçimde bağlı bir yargılama sürecidir. Bu doğrultuda görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun m.4, yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu m.168 uyarınca belirlenmekte; dava dilekçesinin içeriği Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.119’a göre şekillenmektedir. Ancak sürecin sonucu yalnızca boşanma kararıyla sınırlı olmayıp nafaka, velayet, tazminat ve mal rejiminin tasfiyesi gibi başlıkları da kapsamaktadır.

Böylelikle boşanma davasının nasıl açılacağı sorusu, tek başına bir dilekçenin sunulmasından ibaret değildir. Ancak kusur ilkesi, af kurumu, hak düşürücü süreler ve hukuka aykırı delillerin değerlendirme dışı bırakılması, taraflar yönünden önemli koruma araçlarıdır. Bu nedenle sürecin, hem taleplerin kapsamı hem de delillerin niteliği yönünden dikkatle takip edilmesi önem taşımaktadır.

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir