İçeriğe geç

Boşanmada Mal Paylaşımı

Boşanmada mal paylaşımı, evlilik birliğinin sona ermesi sürecinde taraflar arasında en çok uyuşmazlık doğuran konu başlığıdır. Uygulamada kişiler, evlilik süresince alınan konutun, aracın veya banka hesabındaki birikimin kimin adına kayıtlı olduğuna bakarak sonuca varmakta; tapunun yalnızca bir eşin üzerinde bulunmasının paylaşımı kendiliğinden ortadan kaldırdığını düşünmektedir. Zira mal paylaşımının boşanma davasıyla birlikte kendiliğinden karara bağlandığı yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Ancak bu iki varsayım da hukuki dayanaktan yoksundur.

 

Boşanmada mal paylaşımı
Boşanmada mal paylaşımı, artık değerin yarısı üzerindeki katılma alacağına göre yapılmaktadır.

Konunun hukuki boyutu, Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimlerine ilişkin hükümleriyle belirlenmektedir. Bu doğrultuda 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren geçerli olan yasal mal rejimi, Türk Medeni Kanunu m.202 uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimidir ve tasfiye esasları m.218 ile m.241 arasında düzenlenmiştir. Ancak süreç yalnızca aile hukukunu ilgilendirmemekte; malvarlığının kaçırıldığı iddialarının bulunduğu hâllerde İcra ve İflas Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nun sahtecilik ve güveni kötüye kullanma hükümleri de gündeme gelebilmektedir. Böylelikle tasfiye, aile hukuku, eşya hukuku ve kimi hâllerde ceza hukukunun kesiştiği bir alanda yürütülmektedir.

 

Yazımızın devamında boşanmada mal paylaşımının hangi kurallara tabi olduğunu, edinilmiş mal ile kişisel malın nasıl ayrıldığını, mal rejiminin sona erme anını ve görevli mahkemeyi, katılma alacağının hesaplanmasını, süreçte gündeme gelebilecek suç ve sonuçları, malvarlığının tespit yöntemlerini ve ispat karinesi ile zamanaşımına ilişkin ilkeleri inceleyeceğiz.

 

Boşanmada Mal Paylaşımı Hangi Kurallara Tabidir?

Türk hukukunda boşanmada mal paylaşımı, malın kimin adına kayıtlı olduğuna göre değil, hangi mal grubuna girdiğine göre yapılmaktadır. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.202 uyarınca eşler arasında yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olup, taraflar noterde düzenleyecekleri bir mal rejimi sözleşmesiyle başka bir rejim de seçebilmektedir. Tasfiye sonucunda her eş, m.236 uyarınca diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olmaktadır. Böylelikle tapunun yalnızca bir eş adına kayıtlı bulunması, diğer eşin alacak hakkını ortadan kaldırmamaktadır.

 

Ancak bu kural mutlak değildir. Zira Türk Medeni Kanunu m.236/2 uyarınca zina veya hayata kast sebebiyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilmektedir. Bunun yanında 1 Ocak 2002 tarihinden önce kurulan evliliklerde, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m.10 uyarınca bu tarihe kadar edinilen mallar eski rejime, sonrasında edinilenler ise yasal rejime tabi tutulmaktadır. Nitekim uygulamada uyuşmazlıkların önemli bir kısmı bu tarih ayrımından kaynaklanmaktadır.

 

Edinilmiş Mal İle Kişisel Mal Nasıl Ayrılır?

Edinilmiş mal, Türk Medeni Kanunu m.219 uyarınca her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerlerini ifade eder. Bu kapsamda çalışmanın karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılan ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar ile kişisel malların gelirleri edinilmiş mal sayılmaktadır. Buna karşılık m.220 uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, evlilikten önce sahip olunan değerler, miras veya karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen mallar ve manevi tazminat alacakları kişisel maldır.

 

Mal paylaşımı bakımından bu ayrımı somutlaştırmak için günlük hayattan bir benzetme yapılabilir: kişisel mal, her eşin evliliğe kendi getirdiği bavula; edinilmiş mal ise evlilik süresince birlikte doldurulan ortak sandığa benzemektedir. Ancak bavulun içindekilerden elde edilen gelir, örneğin mirasla kalan dükkânın kira geliri, m.219 uyarınca ortak sandığa girmektedir. Şayet bir malın hangi gruba ait olduğu ispat edilemezse, m.222 uyarınca eşlerin paylı mülkiyetinde sayılmakta; bir eşin bütün malları ise aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilmektedir.

 

Mal Rejimi Ne Zaman Sona Erer ve Nerede Tasfiye Edilir?

Mal rejiminin sona erme anı, mal paylaşımına dahil edilecek malların kapsamını doğrudan belirlemektedir. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.225 uyarınca boşanma sebebiyle evliliğin sona erdirilmesi hâlinde mal rejimi, karar tarihinde değil boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona ermektedir. Böylelikle dava tarihinden sonra edinilen malvarlığı değerleri kural olarak tasfiye dışında kalmaktadır. Nitekim uygulamada dava tarihinin belirlenmesi, hesabın en kritik aşamasını oluşturmaktadır.

 

Boşanmada mal paylaşımı davasında görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu m.214 uyarınca, boşanma sebebiyle tasfiye söz konusu olduğunda boşanma davasında yetkili olan mahkemedir. Ancak mal rejiminin tasfiyesi, boşanma davası içinde kendiliğinden karara bağlanmamakta; ayrı bir dava ile veya boşanma davasında istem üzerine bu davadan bağımsız biçimde incelenmektedir. Şayet boşanma davası henüz kesinleşmemişse, tasfiye davası bekletici mesele yapılmaktadır. Dava süresince talep edilebilecek tedbir nafakası ise mal rejiminin tasfiyesinden bağımsız biçimde değerlendirilmektedir.

 

Boşanmada Mal Paylaşımı Sürecinde Gündeme Gelebilecek Suç ve Sonuçlar

Mal paylaşımı uyuşmazlıkları, uygulamada yalnızca aile mahkemesindeki dosyayla sınırlı kalmamaktadır. Zira tasfiyeden kaçınmak amacıyla yapılan devirler ve düzenlenen belgeler, bağımsız bir soruşturmaya konu olabilecek fiillere dönüşebilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki başlıklar sıklıkla birlikte değerlendirilmektedir.

Resmî Belgede Sahtecilik Suçu: Tapu, vekâletname veya benzeri resmî belgelerin gerçeğe aykırı biçimde düzenlenmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.204/1 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

Özel Belgede Sahtecilik Suçu: Gerçek dışı borç senedi ya da sözleşme düzenlenmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.207/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu: Vekâlete veya idare yetkisine dayanarak devralınan malvarlığının amaç dışı kullanılması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.155/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası; malları idare etme yetkisinin gereği olarak işlenmesi hâlinde ise m.155/2 uyarınca bir yıldan yedi yıla kadar hapis cezası söz konusu olmaktadır.

Alacaklısını Zarara Uğratmak Kastıyla Mevcudu Eksiltmek: Malvarlığının muvazaalı biçimde üçüncü kişilere geçirilmesi hâlinde İcra ve İflas Kanunu m.331 uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir.

Tasarrufun İptali Davası: Alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılan devirler bakımından İcra ve İflas Kanunu m.277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali istenebilmekte; bu dava m.284 uyarınca tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabi bulunmaktadır.

 

Bunlara ek olarak, katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan karşılıksız kazandırmalar Türk Medeni Kanunu m.229 uyarınca eklenecek değer olarak hesaba dahil edilmektedir. Böylelikle ceza yargılamasına başvurulmasa dahi, kaçırılan değerler tasfiye hesabına yeniden katılabilmektedir. Nitekim m.241 uyarınca bu kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişilere karşı da dava açılabilmektedir.

 

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Nasıl Hesaplanır?

Boşanmada mal paylaşımının parasal sonucu olan katılma alacağı, her eşin edinilmiş mallarının tasfiye anındaki değerinden bu mallara ilişkin borçların düşülmesiyle bulunan artık değer üzerinden hesaplanmaktadır. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.231 artık değerin tanımını yapmakta, m.235 ise malların tasfiye anındaki sürüm değerlerinin esas alınacağını düzenlemektedir. Böylelikle malın satın alındığı tarihteki bedeli değil, tasfiye anındaki güncel değeri belirleyici olmaktadır.

 

Mal paylaşımı hesabını somutlaştırmak için basit bir örnek verilebilir. Evlilik süresince edinilen ve tasfiye anındaki değeri üç milyon lira olan bir taşınmaz için ödenmemiş bir milyon lira kredi borcu bulunuyorsa, artık değer iki milyon lira olarak hesaplanmakta ve diğer eş kural olarak bunun yarısı üzerinde katılma alacağı hakkına sahip olmaktadır. Şayet eşlerden biri, diğerinin kişisel malının edinilmesine veya değerinin artmasına katkıda bulunmuşsa, bu kez m.227 uyarınca değer artış payı gündeme gelmektedir. Bunun yanında bir eşin kişisel malına ilişkin borcun edinilmiş mallardan ödenmesi hâlinde, m.230 uyarınca gruplar arasında denkleştirme yapılmaktadır.

 

Malvarlığı Nasıl Tespit Edilir ve Dava Ne Zamana Kadar Açılabilir?

Boşanmada mal paylaşımı davalarında malvarlığının tespiti, büyük ölçüde kurum kayıtları üzerinden yapılmaktadır. Bu doğrultuda mahkemeler; tapu müdürlüklerinden taşınmaz kayıtlarını, bankalardan hesap hareketlerini ve kredi dosyalarını, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan hizmet dökümü ve maaş bilgilerini, ticaret sicili müdürlüklerinden ortaklık paylarını ve emniyet birimlerinden araç tescil kayıtlarını celbetmektedir. Ayrıca taşınmazların tasfiye anındaki değerinin belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmakta; gerektiğinde keşif yapılmaktadır. Şayet taraflardan biri elindeki belgeyi sunmaktan kaçınırsa, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.221 uyarınca bu tutum mahkemece değerlendirilmektedir.

 

Sürecin ne zamana kadar başlatılabileceği ise ayrı bir öneme sahiptir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2016/8-1061 E., 2016/959 K. sayılı kararında bu konu açıklığa kavuşturulmuş ve “Katılma alacağında zamanaşımı süresi TBK m. 146 (mülga 818 sayılı BK m. 125) uyarınca on (10) yıl olarak uygulanmalıdır.” denilmiştir. Böylelikle mal rejiminden kaynaklanan alacak davalarının, Türk Medeni Kanunu m.178’de öngörülen bir yıllık süreye değil on yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve sürenin boşanma hükmünün kesinleşmesiyle işlemeye başladığı kabul edilmektedir.

 

İspat Karinesi ve Eşler Arasında Şahsi Cezasızlık Hâli

Mal paylaşımında ispat yükü bakımından Türk Medeni Kanunu m.222/3 uyarınca bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilmektedir. Bu doğrultuda malın kişisel mal olduğunu ileri süren eş, iddiasını somut delillerle ortaya koymakla yükümlüdür. Böylelikle kanun koyucu, evlilik içinde edinilen değerlerin ortak emeğin ürünü olduğu varsayımını benimsemiş ve ispat yükünü aksini iddia edene bırakmıştır. Nitekim bu karine, kayıt dışı çalışan veya ev içi emeğiyle katkı sunan eş bakımından önemli bir koruma sağlamaktadır.

 

Ceza hukuku bakımından ise Türk Ceza Kanunu m.167 ayrı bir güvence içermektedir. Anılan hüküm uyarınca malvarlığına karşı işlenen belirli suçların, haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin zararına işlenmesi hâlinde cezaya hükmolunmamakta; ayrılık kararı verilmiş eşler bakımından ise kovuşturma şikâyete bağlı tutulmakta ve ceza yarı oranında indirilmektedir. Kanaatimizce bu düzenleme, aile içi uyuşmazlıkların gereksiz yere ceza yargılamasına taşınmasını önlemesi bakımından isabetlidir. Ancak bizce, malvarlığını kaçırmaya yönelik planlı devirlerin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği her olayda ayrıca tartışılmalı; aksi hâlde hükmün koruyucu amacı, tasfiyeden kaçınmanın aracına dönüşme tehlikesiyle karşılaşacaktır.

 

Boşanmada Mal Paylaşımı Davalarında Avukatın Önemi

Boşanmada mal paylaşımı davaları, aile hukuku ile eşya hukukunun birlikte uygulandığı ve hesap tekniği gerektiren dosyalardır. Bu nedenle sürecin daha ilk aşamasında, malların hangi gruba girdiğinin belirlenmesi ve talep sonucunun buna göre kurulması önem taşımaktadır. Zira katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme talepleri farklı hukuki temellere dayanmakta; her biri ayrı biçimde ileri sürülmeyi ve ispat edilmeyi gerektirmektedir.

 

Bunun yanında on yıllık zamanaşımı süresi ile tasarrufun iptali davasındaki beş yıllık hak düşürücü süre, hakkın kullanılabilirliğini doğrudan belirlemektedir. Şayet bu süreler kaçırılırsa, esasa ilişkin talepler incelenemez hâle gelmektedir. Böylelikle kurum kayıtlarının eksiksiz celbedilip edilmediğinin ve değer tespitinin doğru tarihe göre yapılıp yapılmadığının teknik biçimde değerlendirilmesi, sürecin sağlıklı yürütülmesi bakımından genel olarak gerekli görülmektedir.

 

Sonuç

Boşanmada mal paylaşımı, malın kimin adına kayıtlı olduğuna göre değil, edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımına göre yapılan bir tasfiye işlemidir. Bu doğrultuda Türk Medeni Kanunu m.202 uyarınca yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olup, m.236 uyarınca her eş diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olmaktadır. Ancak tasfiye, boşanma davasıyla birlikte kendiliğinden gerçekleşmemekte; ayrıca talep edilmesi gerekmektedir.

 

Böylelikle mal paylaşımında dava tarihinin, malların niteliğinin ve tasfiye anındaki değerin doğru belirlenmesi, sonucu doğrudan etkilemektedir. Ancak edinilmiş mal karinesi, eklenecek değerlere ilişkin hükümler ve on yıllık zamanaşımı süresi, hak sahibi eş yönünden önemli koruma araçlarıdır. Bu nedenle sürecin, hem malvarlığının kapsamı hem de sürelerin işleyişi yönünden dikkatle takip edilmesi önem taşımaktadır.

 

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir