İçeriğe geç

Evlatlıktan Red – Mirasçılıktan Çıkarma

Evlatlıktan red, günlük dilde sıkça kullanılan ancak hukuki karşılığı çoğu zaman yanlış bilinen bir ifadedir. Aile içi anlaşmazlıkların ardından kişiler, noterde “evlatlıktan reddediyorum” biçiminde beyanda bulunmayı veya gazete ilanı vermeyi düşünmektedir. Uygulamada bu yöndeki taleplerin önemli bir kısmı; çocuğun bakım ve destek yükümlülüğünü yerine getirmemesi, aile bağlarını uzun süre koparması ya da mirasbırakana karşı ağır bir haksızlıkta bulunması gibi olaylara dayanmaktadır. Zira taraflar, aralarındaki bağı tek taraflı bir irade beyanıyla sona erdirebileceklerini düşünmektedir.

Evlatlıktan red ve mirasçılıktan çıkarma
Evlatlıktan red talebinin hukuki karşılığı, TMK m.510 kapsamındaki mirasçılıktan çıkarmadır.

Ancak Türk hukukunda “evlatlıktan red” adı altında bir kurum bulunmamaktadır. Soybağı ilişkisi Türk Medeni Kanunu m.282 uyarınca doğum, tanıma, mahkeme kararı veya evlat edinme yoluyla kurulmakta olup tek taraflı beyanla ortadan kaldırılamaz. Bu doğrultuda uygulamada kastedilen sonuca en yakın kurum, Türk Medeni Kanunu m.510 ve devamında düzenlenen mirasçılıktan çıkarmadır; olayın niteliğine göre mirastan feragat, mirasın reddi, evlat edinmenin kaldırılması ve tenkis kurumları da gündeme gelebilmektedir. Böylelikle konu, miras hukuku ile aile hukukunun kesiştiği, kimi hâllerde ceza hukukunu da ilgilendiren bir alanda değerlendirilmektedir.

Yazımızın devamında evlatlıktan reddin hukuken mümkün olup olmadığını, mirasçılıktan çıkarmanın şartlarını, konudan doğabilecek diğer suç ve hukuki sonuçları, saklı pay kavramını, feragat ile ret arasındaki farkı, ispat yükünü ve delillerin toplanma yöntemlerini inceleyeceğiz.

Evlatlıktan Red Hukuken Mümkün Müdür?

Türk hukukunda soybağı, kişinin hukuki kimliğine bağlı bir ilişki olup mirasbırakanın tek taraflı iradesiyle sona erdirilemez. Bu doğrultuda noterde düzenlenen “evlatlıktan reddettim” içerikli bir beyan, gazete ilanı veya aile içinde yapılan yazılı bir bildirim hukuki sonuç doğurmaz. Zira Türk Medeni Kanunu, soybağının kurulması ve kaldırılması hâllerini sınırlı biçimde saymış; bu ilişkinin ancak soybağının reddi veya evlat edinmenin kaldırılması gibi kanunda öngörülen dava yollarıyla etkilenebileceğini kabul etmiştir.

Şayet ortada gerçek anlamda bir evlat edinme ilişkisi varsa, Türk Medeni Kanunu m.317 ve 318 uyarınca rızanın bulunmaması veya diğer noksanlıklar sebebiyle evlat edinmenin kaldırılması istenebilir. Ancak bu dava, m.319 uyarınca sebebin öğrenilmesinden başlayarak bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Buna karşılık biyolojik soybağına dayalı ana-baba çocuk ilişkisinde böyle bir yol bulunmadığından, uygulamadaki talep ancak mirasa ilişkin sonuçlar bakımından karşılanabilmektedir. Nitekim mirasbırakanın hukuken yapabileceği şey, kişiyi çocuğu olmaktan değil, yalnızca mirasçılıktan çıkarmaktır.

Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) Şartları Nelerdir?

Evlatlıktan red talebinin hukuki karşılığı olan mirasçılıktan çıkarma, Türk Medeni Kanunu m.510 uyarınca yalnızca iki sebebe dayanabilir. Bunlardan ilki, mirasçının mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemiş olmasıdır. İkincisi ise mirasçının, mirasbırakana veya ailesine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesidir. Bu doğrultuda sıradan bir dargınlık, görüş ayrılığı veya nadir görüşme, tek başına çıkarma sebebi olarak kabul edilmemektedir.

Çıkarmanın geçerliliği ayrıca şekil şartına bağlıdır. Zira mirasçılıktan çıkarma ancak ölüme bağlı tasarrufla, yani vasiyetname veya miras sözleşmesiyle yapılabilmekte; sağlararası bir beyan bu sonucu doğurmamaktadır. Bunun yanında Türk Medeni Kanunu m.512 uyarınca mirasbırakanın çıkarma sebebini tasarrufunda açıkça belirtmesi gerekmektedir. Mirasçılıktan çıkarılan kişi ise m.511 uyarınca mirastan pay alamamakta ve tenkis davası açamamakta; buna karşılık onun altsoyu, çıkarılan kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilmektedir.

Evlatlıktan Redde Gündeme Gelebilecek Diğer Suç ve Sonuçlar

Evlatlıktan red talebinin arkasındaki olaylar, çoğu zaman yalnızca miras hukukunu ilgilendirmemektedir. Zira aynı olgular, hem mirasçılıktan çıkarma sebebi hem de bağımsız bir suç ya da dava konusu oluşturabilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki başlıklar sıklıkla birlikte değerlendirilmektedir.

–Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu: Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu m.233/1 uyarınca şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

–Kötü Muamele Suçu: Aynı konutta birlikte yaşanan kişilere yönelik kötü muamelede bulunulması hâlinde, Türk Ceza Kanunu m.232/1 uyarınca iki aydan bir yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

–Terk Suçu: Yaşı veya hastalığı sebebiyle kendini idare edemeyecek durumda olan ve koruma yükümlülüğü altında bulunan bir kimsenin kendi hâline bırakılması hâlinde, Türk Ceza Kanunu m.97/1 uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis cezası söz konusu olmaktadır.

–Tehdit Suçu: Aile içi uyuşmazlıklarda sıkça karşılaşılan tehdit fiili bakımından Türk Ceza Kanunu m.106/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

–Tenkis Davası: Saklı payı zedelenen mirasçı, Türk Medeni Kanunu m.560 uyarınca tenkis davası açabilmekte; bu hak m.571 uyarınca saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşmektedir.

Bunlara ek olarak, çıkarma sebebi olarak ileri sürülen fiiller hakkında ayrıca ceza yargılaması yürütülmüş olması, hukuk hâkimini kendiliğinden bağlamamaktadır. Ancak ceza dosyasında tespit edilen maddi olgular, miras davasında önemli bir delil kaynağı oluşturmaktadır. Böylelikle iki yargılama kolu birbirini besleyen bir ilişki içinde yürümektedir. Miras ortaklığından doğan uyuşmazlıklar bakımından ayrıca ortaklığın giderilmesi davası gündeme gelebilmektedir.

Saklı Pay Nedir, Oranı Ne Kadardır?

Evlatlıktan red tartışmalarının merkezinde yer alan saklı pay, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufla dahi ortadan kaldıramayacağı asgari miras payını ifade eder. Türk Medeni Kanunu m.506 uyarınca altsoy için saklı pay, yasal miras payının yarısıdır. Ana ve babadan her biri için bu oran yasal miras payının dörtte biri olarak belirlenmiş; sağ kalan eş bakımından ise altsoy veya ana baba zümresiyle birlikte mirasçı olunması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçü esas alınmıştır.

Bu doğrultuda saklı pay, mirasçılıktan çıkarma tartışmasının merkezinde yer almaktadır. Zira saklı paylı mirasçısı bulunmayan bir mirasbırakan, tasarruf özgürlüğü kapsamında malvarlığını dilediği kişiye bırakabilmekte ve çıkarma kurumuna ihtiyaç duymamaktadır. Şayet çıkarma sebebi ispat edilemezse, Türk Medeni Kanunu m.512 uyarınca tasarruf yalnızca saklı pay dışında yerine getirilmekte; mirasçı saklı payını almaya devam etmektedir. Böylelikle kanun, tasarruf özgürlüğü ile aile bağının korunması arasında bir denge kurmaktadır.

Mirastan Feragat ile Mirasın Reddi Arasındaki Fark Nedir?

Evlatlıktan red talebiyle birlikte uygulamada en çok karıştırılan kurumlar mirastan feragat ile mirasın reddidir. Mirastan feragat, Türk Medeni Kanunu m.528 uyarınca mirasbırakan ile mirasçı arasında, mirasbırakan hayattayken yapılan ve mirasçılık sıfatının kaybedilmesi sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Mirasın reddi ise m.605 ve devamı uyarınca miras açıldıktan sonra, mirasçının tek taraflı beyanıyla ve kural olarak üç aylık süre içinde kullanılan bir haktır.

Bu ayrımı somutlaştırmak için günlük hayattan bir benzetme yapılabilir. Feragat, bir yarışa daha başlamadan katılmaktan vazgeçmeye; ret ise yarışa katıldıktan sonra kazanılan ödülü teslim almamaya benzemektedir. Nitekim feragatte irade mirasbırakanın sağlığında ve karşılıklı olarak açıklanmakta, rette ise miras açıldıktan sonra tek taraflı biçimde ortaya konulmaktadır. Şayet aile içinde barışçıl bir çözüm aranıyorsa, kanaatimizce tek taraflı çıkarma tasarrufları yerine karşılıklı iradeye dayanan feragat sözleşmesi, sonradan doğacak uyuşmazlık riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Mirasçılıktan Çıkarmada İspat Yükü ve Deliller

Evlatlıktan red amacıyla düzenlenen mirasçılıktan çıkarma tasarrufuna itiraz edilmesi hâlinde ispat yükü, Türk Medeni Kanunu m.512/2 uyarınca çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşmektedir. Bu doğrultuda mahkemeler; nüfus ve tapu kayıtlarını, banka hesap hareketlerini, sağlık kurumlarından temin edilen bakım ve tedavi kayıtlarını, varsa ceza soruşturması dosyalarını ve tanık beyanlarını birlikte değerlendirmektedir. Zira aile hukukundan doğan yükümlülüğün önemli ölçüde ihlal edilip edilmediği, ancak süreklilik gösteren somut davranışlarla ortaya konulabilmektedir. Bunun yanında vasiyetnamenin şekil şartlarına uygunluğu ve mirasbırakanın tasarruf ehliyeti de resen incelenmektedir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/53 E., 2024/464 K. sayılı kararında, tek bir hukuka aykırı işlemin çıkarma için yeterli sayılamayacağı belirtilmiş ve “Vekâletin kötüye kullanılması tek başına mirasçılıktan çıkarılmayı gerektirir bir durumun varlığını kabul etmeye elverişli değildir.” denilmiştir. Böylelikle çıkarma sebebinin, aile bağını objektif olarak koparacak ağırlıkta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda münferit bir uyuşmazlık ya da malvarlığına ilişkin tek bir işlem, kural olarak çıkarma sonucunu doğurmamaktadır.

Çıkarmanın Geçersizliği ve Saklı Payın Korunması

Evlatlıktan red sonucunu doğurması beklenen mirasçılıktan çıkarma, kanunun öngördüğü sebep ve şekil şartlarına uyulmadığı takdirde sonuç doğurmaz. Türk Medeni Kanunu m.512 uyarınca çıkarma sebebi tasarrufta hiç belirtilmemişse veya belirtilen sebep ispat edilemezse, tasarruf mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir. Ayrıca mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma tümüyle geçersiz sayılmaktadır. Böylelikle kanun koyucu, saklı paylı mirasçıyı yalnızca sebebin varlığına değil, sebebin doğru biçimde ortaya konulmasına da bağlı bir güvenceyle korumuştur.

Kanaatimizce bu alanda en çok zorlanılan nokta, “ilgisizlik” olgusunun tek başına çıkarma sebebi sayılıp sayılamayacağıdır. Zira uygulamada uzun süre görüşmemiş olmak, kimi zaman aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali gibi değerlendirilebilmektedir. Bizce doğru yaklaşım; mesafenin sebebini, tarafların karşılıklı davranışlarını ve mirasbırakanın kendi tutumunun bu kopuşa katkısını birlikte tartmaktır. Şayet bu değerlendirme yapılmaksızın salt görüşme sıklığına dayanılırsa, saklı pay güvencesi fiilen işlevsiz kalma tehlikesiyle karşılaşacaktır.

Evlatlıktan Red ile İlgili Davalarda Avukatın Önemi

Evlatlıktan red başlığı altında toplanan uyuşmazlıklar, miras hukuku, aile hukuku ve kimi hâllerde ceza hukukunun birlikte uygulandığı dosyalardır. Bu nedenle evlatlıktan red sürecinin daha ilk aşamasında, tasarrufun düzenlenmesi ya da tasarrufa itiraz edilmesi safhasında hukuki değerlendirme yapılması önem taşımaktadır. Zira çıkarma sebebinin tasarrufta nasıl ifade edildiği, dava sırasında ileri sürülebilecek iddiaların kapsamını doğrudan belirlemektedir.

Bunun yanında tenkis davasındaki bir yıllık ve on yıllık süreler ile evlat edinmenin kaldırılmasına ilişkin bir yıllık süre hak düşürücü niteliktedir. Şayet bu süreler kaçırılırsa, esasa ilişkin itirazların incelenmesi imkânı büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Böylelikle delillerin usulüne uygun biçimde toplanıp toplanmadığının ve isnadın kanuni sebeplerden hangisine karşılık geldiğinin teknik biçimde değerlendirilmesi, sürecin sağlıklı yürütülmesi bakımından genel olarak gerekli görülmektedir.

Sonuç

Evlatlıktan red, hukuk düzenimizde bağımsız bir kurum olarak yer almamakta; noter beyanı veya ilan yoluyla soybağı ilişkisinin sona erdirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu doğrultuda uygulamada kastedilen sonuca en yakın kurum, Türk Medeni Kanunu m.510 ve devamında düzenlenen mirasçılıktan çıkarmadır. Ancak bu kurum yalnızca ağır bir suçun işlenmesi veya aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlal edilmesi hâllerinde ve ölüme bağlı tasarrufla kullanılabilmektedir.

Böylelikle aile içi kırgınlıkların hukuki sonuç doğurabilmesi, ancak kanunda öngörülen sebep ve şekil şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak saklı pay güvencesi, ispat yükünün çıkarmadan yararlanana ait olması ve yanılma hâlinde çıkarmanın geçersiz sayılması, mirasçı yönünden önemli koruma araçlarıdır. Bu nedenle sürecin, hem tasarrufun içeriği hem de delillerin niteliği yönünden dikkatle takip edilmesi önem taşımaktadır.

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir