İçeriğe geç

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal

Özel hayatın gizliliğini ihlal, uygulamada çoğunlukla kişinin bilgisi ve rızası dışında görüntüsünün, sesinin veya yaşamına ilişkin bilgilerin kaydedilmesi ya da paylaşılması biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda apartman girişine yönlendirilen güvenlik kameraları, iş yerinde çalışanın izlenmesi, ayrılık sürecindeki eşlerin birbirlerine ait görüntüleri kaydetmesi veya sosyal medyada üçüncü kişilere ait fotoğrafların paylaşılması sıkça rastlanan örneklerdir. Uygulamada kişiler çoğu zaman kendi telefonlarıyla yaptıkları kaydın her hâlde hukuka uygun olduğunu düşünmektedir. Ancak kaydın alınması ile paylaşılması farklı hükümlere tabi olduğundan, özel hayatın gizliliğini ihlal bakımından bu varsayım pek çok hâlde isabetli değildir.

 

Özel hayatın gizliliğini ihlal

 

Konunun cezai boyutu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kişilere karşı suçlar kısmında yer alan hükümlerle belirlenmektedir. Bu doğrultuda özel hayatın gizliliğini ihlal m.134’te düzenlenmiş olup; haberleşmenin gizliliğini ihlal m.132’de, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması m.133’te, kişisel verilere ilişkin suçlar ise m.135 ilâ m.138’de yer almaktadır. Ancak konu yalnızca ceza hukukunu ilgilendirmemekte; kişilik hakkına saldırı bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58, içeriğin kaldırılması bakımından ise 5651 sayılı Kanun gündeme gelmektedir.

 

Yazımızın devamında özel hayatın gizliliğini ihlal fiilinin suç oluşturup oluşturmadığını, kayıt alınmasının cezaya etkisini, ifşa ile kayıt arasındaki farkı, özel hayat alanının sınırlarını, konudan doğabilecek diğer suç ve sonuçları, delillerin toplanması ile içeriğin kaldırılması usulünü ve şikâyet süresi ile kast unsuruna ilişkin koruyucu ilkeleri inceleyeceğiz.

 

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suç Mudur?

Özel hayatın gizliliğini ihlal, Türk Ceza Kanunu m.134’te bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu doğrultuda anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Nitekim korunan hukuki değer, Anayasa m.20’de güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkıdır. Zira bu hak, kişinin yaşamının başkalarınca bilinmesini istemediği alanına devletin ve üçüncü kişilerin müdahale etmemesini gerektirmektedir.

 

Suçun takibi bakımından ise özel bir düzenleme bulunmaktadır. Nitekim Türk Ceza Kanunu m.139 uyarınca bu bölümde yer alan suçlardan bir kısmının soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu da bu kapsamdadır. Bu doğrultuda m.73 uyarınca şikâyet hakkı, fiilin ve failin bilindiği veya öğrenildiği günden itibaren altı ay içinde kullanılmalıdır. Şayet bu süre içinde şikâyette bulunulmazsa, soruşturma yapılması kural olarak mümkün olmamaktadır.

 

Görüntü veya Ses Kaydı Alınması Cezayı Nasıl Etkiler?

Kanun koyucu, ihlalin kayıt yoluyla gerçekleştirilmesini daha ağır bir hâl olarak öngörmüştür. Bu doğrultuda Türk Ceza Kanunu m.134/1’in son cümlesi uyarınca gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılmaktadır. Zira kaydedilen bir görüntü veya ses, tek seferlik bir öğrenmeden farklı olarak süreklilik kazanmakta ve sınırsız biçimde çoğaltılabilmektedir. Böylelikle özel hayatın gizliliğini ihlal fiilinin etkisi, işlendiği ana bağlı kalmayıp zaman içinde genişleyebilmektedir.

 

Bunun yanında failin sıfatı da cezayı etkileyebilmektedir. Nitekim Türk Ceza Kanunu m.137 uyarınca bu suçların kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Bu doğrultuda mesleği gereği kişisel bilgilere erişebilen kişiler bakımından özel hayatın gizliliğini ihlal fiiline bağlanan sorumluluk daha ağır biçimde değerlendirilmektedir.

 

İfşa ile Kayıt Arasındaki Fark Nedir?

Uygulamada en sık karıştırılan husus, kaydın alınması ile paylaşılmasının aynı hüküm kapsamında değerlendirildiği yönündeki kanıdır. Ancak Türk Ceza Kanunu m.134/2 uyarınca kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Zira ifşa, içeriğin belirsiz sayıda kişinin bilgisine sunulmasını ifade etmekte olup, özel hayatın gizliliğini ihlal fiilinin ağırlığını artırmaktadır.

 

Nitekim aynı fıkranın devamında, ifşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. Bu doğrultuda bir görüntünün yalnızca sınırlı bir gruba gönderilmesi ile kamuya açık bir hesapta paylaşılması arasında, suçun oluşumu bakımından değil ancak somut cezanın belirlenmesi bakımından fark doğabilmektedir. Böylelikle kaydı alan kişi ile paylaşan kişinin farklı fıkralar uyarınca sorumlu tutulması mümkün olmaktadır. Özellikle sosyal medya hesabının ele geçirilmesi hâllerinde, içeriği paylaşan kişinin ayrıca tespiti gerekmektedir.

 

Özel Hayat Alanı Nerede Başlar, Nerede Biter?

Özel hayat, sınırları önceden kesin biçimde çizilmiş bir kavram değildir. Bu doğrultuda öğretide ve uygulamada kişinin yaşam alanı; herkese açık alan, özel alan ve sır alanı biçiminde kademeli olarak değerlendirilmektedir. Zira bir davranışın gizlilik beklentisi doğurup doğurmadığı, gerçekleştiği yere ve koşullara göre değişmekte; özel hayatın gizliliğini ihlal değerlendirmesi de bu kademelenmeye göre yapılmaktadır.

 

Bu kademelenmeyi somutlaştırmak için günlük hayattan bir benzetme yapılabilir: bir konutun önündeki sokak herkesin görüşüne açıkken, bahçe yalnızca davet edilenlerin girebildiği bir alandır; yatak odası ise ancak kişinin kendi rızasıyla paylaşabileceği en dar çekirdeği oluşturmaktadır. Bu doğrultuda kalabalık bir caddede çekilen genel bir görüntü ile konutun içine yöneltilmiş bir kameranın kaydı, aynı ölçütlerle değerlendirilmemektedir. Nitekim kamuya açık bir alanda bulunmak, kişinin özel hayatına ilişkin her ayrıntının kaydedilmesine rıza gösterdiği anlamına gelmemektedir.

Konuyla Bağlantılı Diğer Suç ve Sonuçlar

Özel hayatın gizliliğini ihlal iddiaları, uygulamada tek bir hükümle sınırlı kalmamaktadır. Zira aynı fiil, elde edilen içeriğin niteliğine ve elde ediliş biçimine göre farklı suç tiplerini gündeme getirebilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki başlıklar sıklıkla birlikte değerlendirilmektedir.

–Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu: Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlali hâlinde Türk Ceza Kanunu m.132/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmekte; içeriklerin kaydedilmesi hâlinde ceza bir kat artırılmaktadır.

–Haberleşme İçeriğinin İfşası: Haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.132/2 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

–Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması: Aleni olmayan konuşmaların taraflardan birinin rızası olmaksızın dinlenmesi veya kayda alınması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.133/1 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası söz konusu olmaktadır.

–Kendi Konuşmasını Kaydeden Kişinin Sorumluluğu: Taraf olduğu konuşmayı diğer tarafın rızası olmaksızın kaydeden kişi bakımından Türk Ceza Kanunu m.133/2 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmektedir.

–Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kaydedilmesi: Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.135/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmekte; verinin sağlık, cinsel yaşam, din veya sendikal bağlantı gibi nitelikli verilerden olması hâlinde ceza yarı oranında artırılmaktadır.

–Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme: Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.136/1 uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır.

–Verileri Yok Etmeme: Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına rağmen verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanların bu görevlerini yerine getirmemesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.138/1 uyarınca bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

–Hakaret Suçu: Paylaşımın aynı zamanda onur, şeref ve saygınlığa saldırı niteliği taşıması hâlinde Türk Ceza Kanunu m.125/1 uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası gündeme gelmektedir.

–Israrlı Takip Suçu: Kişinin fiziken veya iletişim araçlarıyla ısrarlı biçimde takip edilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m.123/A uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası söz konusu olmaktadır. Bu suç, ısrarlı takip başlığı altında ayrıca incelenmektedir.

–Kişilik Hakkına Dayalı Tazminat: Ceza sorumluluğundan bağımsız olarak Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 ile Türk Borçlar Kanunu m.58 uyarınca saldırının tespiti, önlenmesi ve manevi tazminat talep edilebilmektedir.

Bunlara ek olarak, veri işleyen gerçek ve tüzel kişiler bakımından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında idari yaptırımlar da uygulanabilmektedir. Ancak idari para cezası ile ceza sorumluluğu birbirinin alternatifi olmayıp, koşulları varsa birlikte gündeme gelebilmektedir. Nitekim kişisel verilerin korunmasına ilişkin idari süreç ile ceza ve hukuk yargılamaları ayrı ayrı yürütülmektedir.

Deliller Nasıl Toplanır ve İçerik Nasıl Kaldırılır?

Özel hayatın gizliliğini ihlal dosyalarında delil, çoğunlukla dijital ortamda bulunmaktadır. Bu doğrultuda soruşturma aşamasında telefon, bilgisayar ve harici bellekler üzerinde Ceza Muhakemesi Kanunu m.134 uyarınca hâkim kararıyla arama, kopyalama ve el koyma işlemi yapılabilmektedir. Ayrıca içerik sağlayıcı ve erişim sağlayıcılardan trafik bilgileri, ilgili kurumlar aracılığıyla temin edilmektedir. Nitekim delilin hukuka uygun elde edilmesi zorunlu olup, Ceza Muhakemesi Kanunu m.217/2 uyarınca yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilmektedir.

İçeriğin yayından kaldırılması bakımından ise ayrı bir yol öngörülmüştür. Zira 5651 sayılı Kanun m.9/A uyarınca internet ortamındaki yayın nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişi, doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna başvurarak erişimin engellenmesini isteyebilmekte; bu talep üzerine erişimin engellenmesi uygulanmakta ve ilgilinin yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimliğine başvurması gerekmektedir. Şayet bu başvuru yapılmazsa, tedbir kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Kaydın hangi hâllerde hukuka uygun sayılacağı ise ayrıca tartışılmıştır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.05.2013 tarihli, 2012/5 E., 2013/248 K. sayılı kararında “Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur.” denilmiştir. Böylelikle delil elde etme amacıyla yapılan her kaydın değil, yalnızca ani gelişen ve başka türlü ispatı mümkün olmayan hâllerdeki kaydın hukuka uygun sayıldığı görülmektedir.

Şikâyet Süresi ve Kast Unsuru Bakımından Koruyucu İlkeler

Şüpheli konumundaki kişi bakımından iki temel güvence bulunmaktadır. Bunlardan ilki, yukarıda değinilen şikâyet süresidir; zira Türk Ceza Kanunu m.73 uyarınca altı aylık süre içinde şikâyet hakkı kullanılmadığında soruşturma yapılamamaktadır. İkincisi ise kast unsurudur. Nitekim Türk Ceza Kanunu m.21 uyarınca suçun oluşması kastın varlığına bağlı olup, özel hayata ilişkin bir görüntünün tesadüfen kaydedilmesi ile gizliliği ihlal amacıyla kaydedilmesi aynı değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır.

Kanaatimizce bu alanda en çok tartışma doğuran nokta, sosyal medya paylaşımlarında özel hayatın gizliliğini ihlal kastının yeterince incelenmeden kabul edilmesidir. Zira kamuya açık bir ortamda çekilmiş ve kişinin öne çıkarılmadığı bir görüntü ile doğrudan bir kişinin özel yaşamını hedef alan paylaşım, aynı ağırlıkta değildir. Bizce doğru yaklaşım; görüntünün elde edildiği yerin niteliğinin, paylaşımın erişim çevresinin ve içeriğin kişiyi tanınabilir kılıp kılmadığının her olayda ayrıca değerlendirilmesidir. Böylelikle hem gizlilik hakkı hem de ifade özgürlüğü bakımından dengeli bir sonuca ulaşılabilmektedir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Soruşturmalarında Avukatın Önemi

Bu suç tipine ilişkin soruşturmalar, dijital delillerin niteliği ve kısa sürelere bağlanmış usul işlemleri nedeniyle teknik bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu doğrultuda şikâyet süresinin hesaplanması, delillerin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediğinin incelenmesi ve içeriğin kaldırılmasına ilişkin başvuru yollarının süresinde kullanılması önem taşımaktadır. Zira ilk ifade aşamasında yapılan beyanlar, dosyanın sonraki aşamalarında da esas alınmaktadır.

Bunun yanında aynı fiilden doğan ceza, hukuk ve idari süreçlerin birbirini etkileyebilmesi, uyuşmazlığın bütüncül biçimde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Böylelikle özel hayatın gizliliğini ihlal iddiasıyla karşılaşan kişiler bakımından, sürecin daha başlangıç aşamasında hukuki değerlendirmeye tabi tutulması genel olarak yerinde görülmektedir. Nitekim dijital içeriklerin zaman içinde erişilemez hâle gelebilmesi, delil tespitinin gecikmeksizin yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Sonuç

Özel hayatın gizliliğini ihlal, Türk Ceza Kanunu m.134’te düzenlenmiş ve kayıt ile ifşa hâlleri bakımından farklı yaptırımlara bağlanmış bir suç tipidir. Bu doğrultuda temel hâlde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmekte; kayıt yoluyla işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılmakta, ifşa hâlinde ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır. Ancak konu yalnızca m.134 ile sınırlı olmayıp, haberleşme ve kişisel verilere ilişkin hükümler ile kişilik hakkına dayalı tazminat talepleri de gündeme gelebilmektedir.

Böylelikle bir fiilin özel hayatın gizliliğini ihlal niteliği taşıyıp taşımadığı; görüntünün veya sesin elde edildiği yer, elde ediliş biçimi, paylaşımın kapsamı ve failin kastı birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir. Ancak şikâyet süresi, kast unsuru ve hukuka aykırı delil yasağı, taraflar yönünden önemli güvenceler oluşturmaktadır. Bu nedenle sürecin, hem usule ilişkin süreler hem de dijital delil düzeni yönünden dikkatle takip edilmesi önem taşımaktadır.

Av. Mücahit Kaynarca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir