Orman Suçları ve Cezaları
Orman suçları, uygulamada çoğu kez büyük ölçekli ve planlı tahrip fiillerinden değil, gündelik hayatın olağan akışı içinde işlenen sıradan görünümlü davranışlardan doğmaktadır. Kırsal alanda uzun yıllardır ekilip biçilen bir arazinin sınırlarının genişletilmesi, bahçeye gölge yaptığı düşünülen birkaç ağacın kesilmesi, tarla kenarında anız yakılması, piknik alanı dışında ateş yakılması ya da kışlık ihtiyaç için ormandan yakacak nitelikte emval toplanması, ilgili kişiler bakımından çoğu zaman hukuki bir sonuç doğurmayacak işler olarak görülmektedir. Oysa bu fiillerin her biri, 6831 sayılı Orman Kanunu bakımından ayrı ayrı tanımlanmış eylemlerdir. Uygulamada kişiler çoğunlukla, orman muhafaza memurlarınca düzenlenen bir tutanağın ardından ifadeye çağrıldıklarında durumun ceza hukuku boyutunun farkına varmaktadır.

Hukuki açıdan bakıldığında orman suçları, genel ceza mevzuatı yanında kendine özgü bir özel ceza rejimine tabidir. Anayasa’nın 169. maddesi ormanların korunmasını devlete ödev olarak yüklemiş; ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların genel ve özel af kapsamına alınamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bu anayasal tercih, 6831 sayılı Kanun’un ceza hükümlerine de yansımış; dikili ağaç kesme, ormanı işgal ve ormandan izinsiz faydalanma, kaçak orman emvali nakli ve orman yangınına sebebiyet verme fiilleri için ağır yaptırımlar öngörülmüştür. Söz konusu fiiller ayrıca duruma göre imar kirliliğine neden olma, görevi yaptırmamak için direnme, resmî belgede sahtecilik veya taksirle öldürme gibi Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçlarla ve orman idaresince açılacak tazminat davalarıyla da bağlantı kurabilmektedir.
Yazımızın devamında, orman suçlarının hukuki dayanağını, başlıca suç tiplerini ve öngörülen ceza aralıklarını, orman yangınına ilişkin özel hükümleri, fiilden doğabilecek diğer suçları, kastın belirlenmesi ve cezaların şahsiliği gibi sanık lehine sonuç doğurabilecek ilkeleri, “orman sayılan yer” kavramının somut olarak nasıl tespit edildiğini ve soruşturma aşamasında delillerin toplanma usulünü inceleyeceğiz.
Ormana Zarar Vermek Suç Mudur?
Ormana zarar veren fiiller, 6831 sayılı Orman Kanunu‘nun ceza hükümlerini düzenleyen bölümünde açıkça suç olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun’un 14. maddesi devlet ormanlarında dikili yaş veya kuru ağaçların kesilmesini, kökünden sökülmesini, yetiştirilmiş fidanların zarara uğratılmasını ve orman örtüsünün toplanmasını yasaklamakta; 91. madde ise bu yasağa aykırı davranışların yaptırımını belirlemektedir. Buna göre, 14. maddenin (A) ve (B) bentlerinde yasaklanan fiillerden dikiliden ağaç kesenler, kökünden sökenler veya ağacın hayatiyetini sona erdirecek şekilde boğanlar hakkında 3 aydan 5 yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunmaktadır.
Suça konu emvalin münhasıran yakacak nitelikte olması hâlinde ceza yarı oranında indirilmekte; buna karşılık suçun konusunun fidan olması ya da fiilin motorlu araç ve gereçler kullanılarak işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılmaktadır. Görüldüğü üzere kanun koyucu, ağacın niteliğini ve fiilin işleniş biçimini cezanın belirlenmesinde doğrudan ölçüt hâline getirmiştir.
Ormanı İşgal ve Ormandan İzinsiz Faydalanma
Ormana yönelik fiillerin bir diğer görünümü, ağaç kesilmeksizin orman alanının fiilen kullanılmasıdır. 6831 sayılı Kanun’un 17. maddesi devlet ormanlarında her çeşit bina ve ağıl inşasını, hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılmasını, tarla açılmasını, işlenmesini, ekilmesini ve orman içinde yerleşilmesini yasaklamıştır. Bu yasağa aykırı davrananlar ile izne bağlı işleri izinsiz yapanlar, Kanun’un 93. maddesi uyarınca 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Şayet işgal ve faydalanma fiili yeniden tarla açmak suretiyle ya da yanmış orman sahalarında veyahut kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde işlenmişse, verilecek ceza bir kat artırılmaktadır. Nitekim 17. maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki yerleri amaç dışı kullananlar ve amaç dışı kullanılmasına izin verenler bakımından ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Orman Yangınına Sebebiyet Verme Suçu
Orman yangınları, hem doğurduğu telafisi güç zarar hem de öngörülen yaptırımların ağırlığı bakımından orman suçları içinde ayrı bir yerde durmaktadır. 6831 sayılı Kanun’un 76. maddesi, izin verilen yerler dışında ateş yakmayı, yakılan ateşi söndürmeden mahalli terk etmeyi, ormanlara sönmemiş sigara veya yangına dolaylı olarak yol açabilecek madde atmayı ve ormana dört kilometre mesafedeki alanlarda anız yakmayı yasaklamış; 110. madde ise bu fiiller için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adlî para cezası öngörmüştür. Henüz yangın çıkmamış olsa dahi bu davranışların başlı başına cezalandırıldığı, dolayısıyla sorumluluğun sonuçtan bağımsız biçimde doğduğu vurgulanmalıdır.
Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak orman yangınına sebebiyet verenler hakkında 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasına hükmolunmakta; kasten orman yakan kişi ise 10 yıldan az olmamak üzere hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılmaktadır. Devletin güvenliğine karşı suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde devlet ormanlarının yakılması hâlinde ise müebbet hapis cezası ve yirmibin güne kadar adlî para cezası söz konusu olmakta, fiil nedeniyle ölüm veya yaralanma meydana gelmişse ayrıca ilgili Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.
Orman Suçlarından Doğabilecek Diğer Suçlar ve Sonuçlar
Ormana yönelik tek bir eylem, çoğu zaman yalnızca 6831 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmemekte; fiile eşlik eden davranışlar bakımından ayrı suçların da gündeme gelmesine yol açmaktadır.
– Kaçak Orman Emvali Bulundurma ve Nakli: Orman mallarının Kanun’a aykırı olarak kesildiğini, taşındığını veya toplandığını bildiği hâlde bunları taşıyan, işleyen, kabul eden, kullanan, satan, satın alan veya bulunduran kişiler 6831 sayılı Kanun’un 108. maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır; fiilin orman ürünü ticareti yapanlar tarafından işlenmesi hâlinde ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına yükselir.
– İmar Kirliliğine Neden Olma: Orman alanına ruhsatsız yapı inşa edilmesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi kapsamında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası gündeme gelebilir.
– Görevi Yaptırmamak İçin Direnme: Tutanak düzenleyen orman muhafaza memurlarına karşı cebir veya tehdit kullanılması, Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi uyarınca 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını gerektirir.
– Resmî Belgede Sahtecilik: Nakliyat tezkeresi ve benzeri belgelerin sahte olarak düzenlenmesi veya kullanılması hâlinde Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesi uyarınca 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası söz konusu olur.
– Taksirle Öldürme: Yangın sonucunda bir kişinin ölümü hâlinde, Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasına ayrıca hükmolunabilir.
– Tazminat ve Müsadere: Cezai sorumluluğun yanında, 6831 sayılı Kanun’un 112. maddesi uyarınca orman idaresince gerçek zarar üzerinden tazminat talep edilebilmekte; suça konu orman emvali, nakil vasıtaları ve suç aletleri ise müsadere hükümlerine tabi tutulmaktadır.
Kastın Belirlenmesi ve Cezaların Şahsiliği
Orman suçlarının yaptırımlarının ağırlığı, bu suçlarda ceza sorumluluğunun temel ilkelerinin göz ardı edilebileceği anlamına gelmemektedir. Anayasa’nın 38. maddesinde ve Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca kimse, başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz; bir arazinin kullanıcısı veya malikinin bulunması, tek başına o kişinin fiili işlediğini göstermez. Aynı şekilde Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesi gereğince kural olarak kastın varlığı aranmakta, taksirli sorumluluk ise ancak kanunda açıkça öngörüldüğü hâllerde doğmaktadır.
Kanaatimizce uygulamada en sık karşılaşılan sorun, arazi üzerinde zilyetlik bulunmasının ya da kesim alanında bulunmanın adeta bir karine gibi değerlendirilmesi ve failin kim olduğuna ilişkin somut delil aranmaksızın sorumluluk kurulmasıdır; oysa masumiyet karinesi karşısında, şüphenin sanık aleyhine yorumlanmasına imkân bulunmamaktadır. Bu doğrultuda, kesim veya yangın tarihinde kişinin olay yeriyle ilişkisini ortaya koyan somut ve teknik delillerin toplanması zorunludur.
“Orman Sayılan Yer” Kavramı ve Somut Bir Örnek
Orman suçlarının tamamı bakımından ortak ve belirleyici unsur, fiilin işlendiği yerin hukuken orman sayılan yerlerden olmasıdır. Bu kavram, gündelik dildeki “ağaçlık alan” algısıyla örtüşmemekte; ormanın sınırları, orman kadastro çalışmaları ve tapu kayıtları esas alınarak teknik biçimde belirlenmektedir. Konuyu somutlaştırmak gerekirse, bir kişinin kendi tapulu bahçesinin bitişiğinde yer alan ve yıllardır kendisinin kullandığını düşündüğü ağaçlık şeridin, orman kadastro haritasında devlet ormanı sınırı içinde kalması mümkündür. Bu durumda kişi, kendi bahçesinde çalıştığını düşünerek ağaç kesse dahi fiil, orman sayılan yerde işlenmiş sayılabilecektir. Zira ceza yargılamasında esas alınan, kişinin mülkiyet algısı değil, kadastro ve haritalarla ortaya konulan hukuki sınırdır; bu nedenle sınır uyuşmazlıklarının ceza dosyasından bağımsız biçimde takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Delillerin Toplanması ve Yargılama Süreci
Orman suçlarında soruşturma, kural olarak orman muhafaza memurlarınca düzenlenen suç tutanağı ve buna eklenen ölçüm cetvelleri ile başlamaktadır. Bu doğrultuda orman işletme müdürlüğünden suç yerine ilişkin kadastro paftaları, amenajman planları ve memleket haritası örnekleri istenmekte; kesilen emvalin cinsi, çapı ve miktarı ile yanan alanın büyüklüğü tutanaklara bağlanmaktadır. Böylelikle mahkemece, orman mühendisi ve gerektiğinde harita mühendisi bilirkişilerin katılımıyla mahallinde keşif yapılarak suç yerinin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve emvalin niteliği tespit edilmektedir. , 2019/530 K.
sayılı kararında, “6831 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 1. fıkrasının 1. ” denilmek suretiyle, emvalin niteliğine ilişkin tespitin ceza tayininde taşıdığı belirleyici rol vurgulanmıştır. Şayet bu teknik tespitler eksik bırakılırsa, kurulan hükmün denetime elverişli olmayacağı açıktır.
Orman Suçlarına İlişkin Soruşturma ve Davalarda Avukatın Önemi
Orman suçları, özel kanun hükümleri ile genel ceza hükümlerinin birlikte uygulandığı, teknik bilirkişi incelemesine ve kadastro verilerine dayanan bir alan oluşturmaktadır. Bu nedenle sürecin, tutanağın düzenlendiği ve ilk ifadenin alındığı aşamadan itibaren hukuki bilgi eşliğinde yürütülmesi önem taşımaktadır. Zira suç yerinin niteliğine, emvalin cinsine ve failin belirlenmesine ilişkin itirazların zamanında ileri sürülmemesi, sonraki aşamalarda telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca ceza yargılamasının yanı sıra tazminat ve müsadere taleplerinin de gündeme gelmesi, sürecin bütüncül biçimde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tanınan müdafi yardımından yararlanma hakkını kullanmaları, savunma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi bakımından genel olarak yerinde bir tercih olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç
Orman suçları, 6831 sayılı Orman Kanunu’nda dikili ağaç kesme, ormanı işgal ve ormandan izinsiz faydalanma, kaçak orman emvali nakli ve orman yangınına sebebiyet verme başlıkları altında ayrı ayrı düzenlenmiş; fiilin niteliğine göre adlî para cezasından müebbet hapis cezasına kadar uzanan geniş bir yaptırım skalası öngörülmüştür. Bu suçlarda sorumluluğun kapsamı, yalnızca fiilin işleniş biçimine değil; suç yerinin orman sayılan yerlerden olup olmadığına, emvalin niteliğine ve failin kastının varlığına ilişkin teknik tespitlere bağlıdır. Anayasa’nın 169. maddesindeki af yasağı da dikkate alındığında, orman suçlarının hukuk düzenimizde ayrıcalıklı bir korumaya konu edildiği görülmektedir. Böylelikle, gündelik hayatta önemsiz görünen davranışların dahi ağır cezai sonuçlar doğurabileceği; buna karşılık cezaların şahsiliği, kast unsuru ve masumiyet karinesi gibi ilkelerin somut olayda titizlikle değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir.
Av. Mücahit Kaynarca